İnsanın Kadim Yolculuğu
İnsanın Kadim Yolculuğu
İnsan, yeryüzündeki uzun yürüyüşüne başladığı günden beri yalnızca ekmek, su ve barınak aramadı. Bunların ötesinde, daha derinde ve daha sessiz bir ihtiyacın peşinden gitti: Anlamak ve anlaşılmak.
İnsan, yeryüzündeki uzun yürüyüşüne başladığı günden beri yalnızca ekmek, su ve barınak aramadı. Bunların ötesinde, daha derinde ve daha sessiz bir ihtiyacın peşinden gitti: Anlamak ve anlaşılmak.
Çünkü insan sadece yaşayan bir varlık değildir; anlam arayan, anlam veren ve anlamla ayakta duran bir varlıktır. Bir sözün, bir bakışın, bir suskunluğun içinde bile kendine bir mana arar. Bazen konuşarak, bazen susarak, bazen ağlayarak, bazen de sadece bakarak kendini anlatmaya çalışır.
Bir çocuğun ilk ağlayışı bile bu yolculuğun başlangıcı gibidir. O ağlayış, yalnızca bir ses değildir; “Beni duyun, beni anlayın, ihtiyacımı fark edin” çağrısıdır. İnsan büyür, kelimeleri çoğalır, cümleleri gelişir; fakat içindeki o kadim çağrı hiç eksilmez:
Beni gerçekten anlıyor musun?
İnsanın en büyük yalnızlığı etrafında kimsenin olmaması değildir. Asıl yalnızlık, içinde taşıdığı hakikatin hiçbir gönle ulaşamamasıdır. Kalabalıklar içinde insanı yoran şey çoğu zaman sessizlik değil, yanlış anlaşılmaktır. Sesinin duyulması ama sözünün anlaşılmaması, insan ruhunda derin bir boşluk bırakır.
İşte tam bu noktada çağları aşan bir dua yankılanır:
“Rabbim, göğsümü genişlet; işimi kolaylaştır; dilimdeki düğümü çöz ki sözümü anlasınlar.”
Bu dua, yalnızca güzel konuşma duası değildir. Bu dua, insanın içindeki mananın doğru taşınması için yapılan asil bir niyazdır. Hz. Musa, büyük bir vazifenin eşiğinde Rabbine yönelirken galibiyet, alkış veya üstünlük istemez. İnsanların susturulmasını, boyun eğdirilmesini, kendisine mecbur bırakılmasını dilemez.
Ne büyük bir incelik…
Çünkü anlaşılmak, haklı çıkmaktan daha derindir. Haklı çıkmak bazen nefsin zaferidir; anlaşılmak ise ruhun sükûnetidir. Bir insan seni gerçekten anladığında, yalnızca sözünü değil, sözünün ardındaki derdi, niyeti, korkuyu, ümidi ve hakikati de görür.
Alkış insanın dışına dokunur; anlaşılmak içine ulaşır. Takdir insanı sevindirebilir; fakat anlaşılmak insanı dinlendirir. Bu yüzden bazen bir kişinin seni gerçekten anlaması,........
