Hoş geldin Ya Şehri Ramazan
Hoş geldin Ya Şehri Ramazan
Muhammed Zahir Yıldız
Hz. Mevlâna, Mesnevi’de bir hadis-i şerifi şiir tadında açıklarken Cenab-ı Hakk’ın mahlûkatı üç sınıfa ayırdığını belirtir:
İlk grup meleklerdir; onlar sadece akıl, bilgi ve cömertlikten ibarettirler. Mayalarında heva, heves, hırs veya tamah yoktur. Allah’a itaatten başka bir şey bilmeyen, mutlak nurdan varlıklardır.İkinci grup, bilgi ve akıldan yoksun olan hayvanlardır. Onlar sadece yiyip içmekle, semirmekle meşguldürler. Ne süfliliğin (alçaklığın) ne de ulviliğin (yüceliğin) farkındadırlar.Üçüncü grup ise insanoğludur. İnsan, yarısı melek yarısı merkep olan mürekkep bir varlıktır. Merkep yönü süfliliğe, melek yönü ise ulviliğe meyaldir. Bütün mesele bu iki yan arasındaki çatışmadadır. İnsan, hangi tarafı beslerse o olur.
Bu kavgada hangi tarafı beslerseniz, o taraf güçlenir. Yılın on bir ayında insan, dünya telaşına kapılır; yer, içer, çalışır ve sosyal hayatın karmaşasında yorulur. Bu koşturmaca içinde manen yıprandığını, nefsin yani hayvani tarafın kıskacına girdiğini fark edemez. Manevi yön zayıfladıkça, melekî güzelliklerin kalbe yansıması durur. Eğer Ramazan imdada yetişmese, çoğumuzun iman iddiası hayatımıza ve ahlakımıza yansımaz hale gelirdi.Aslında Ramazan bir "insanlaşma operasyonu"dur. Bu ayın gayesi, içimizdeki melekî tarafı güçlendirmek, hayvani tarafı ise dizginlemektir. Nefsi zayıflatmanın yolu ise onun bitmek bilmeyen arzularını ve günahları terk etmekten geçer.
On bir ay boyunca işlenen günahlar nefsi azgınlaştırmış, davranışlarımıza hükmeder hale getirmiştir. Ramazan'da onu önce açlıkla terbiye ederiz. Geceleri az uyuyup vaktimizi ibadetle bereketlendirir; kötü söz ve fiillerden uzak durarak Kur’an’ın edebine teslim oluruz. Küslerle barışır, sıla-i rahmi canlandırır, nefsin şımardığı tüm alanları kapatırız. Böylece hayvani dürtüler zayıflar ve ruhumuz onun baskısından kurtulur.
Melek’i yanımızı güçlendirmek ciddi bir çaba gerektirir. Peygamber Efendimiz bu ayda çokça Kur’an okuduğu için Ramazan aynı zamanda bir "Kur’an Ayı"dır. Yine bu ayda zengin Müslümanların sadece zekât ve fitreyle yetinmeyip, sermayelerinden de infak etmeleri gerekir.İslam’da mülkiyet anlayışı, servet yığmak üzerine kurulu değildir. "Ben zekâtımı verdim, gerisi benimdir, istediğim gibi harcarım" demek İslami bir yaklaşım değil, kapitalist bir zihin bulanıklığıdır. İslam’a göre zengin; çalışan, üreten ama biriktirmeyip Allah yolunda ve mahlûkatın hizmetinde harcayandır. Hz. Ebubekir’in, Hz. Ebu Zer’in ve İmam Ebu Hanife’nin hayatları bu hakikatin en net örnekleridir.
Oruç Sadece Aç Kalmak DeğildirPeygamberimiz, "Kimisine orucundan sadece açlık kalır," buyurarak tehlikeye dikkat çekmiştir. İslam’da oruç, sadece fiziksel bir açlık (fasten) değildir. Oruçlu kişi, aç kaldığı süre boyunca kendini sorgulamalı ve nefsin tasallutundan kurtulma fırsatını değerlendirmelidir. Efendimizin buyurduğu gibi: "Oruç, kötülüklere ve cehenneme karşı bir kalkandır. Birisi size kötü söz söylerse 'Ben oruçluyum' diyerek o cehaletten uzaklaşın."Günümüzde ise maalesef "Müslüman zengin" profili ciddi bir savrulma içindedir. Trilyonluk servetler, milyon dolarlık ev tezyinatları İslam’ın ruhuyla bağdaşmaz. Mimarların anlatımıyla; saray yavruları, varaklar, aynalar ve hatta Swarovski taşlarla süslenmiş tuvaletler, bir "zihin işgalinin" sonucudur.İslam lüksü ve israfı men etmiştir. Bu şatafat içinde verilen iftar sofraları ise yürek burkan bir manzaradır. Öyle ki, nefsi terbiye etmesi gereken Ramazan ayı, bazılarımız için kilo alınan bir "ziyafet ayına" dönüşmüştür.
Hz. Mevlâna’nın dediği gibi: "Biz öyle mahlûklarız ki; bazen melekler insan yaratılmadıklarına üzülürler, bazen de şeytanlar bizden olmadıklarına şükrederler."Ramazanın, bizi meleklerin gıpta edeceği o "insan" mertebesine taşıyacak bir köprü olmasını dilerim.
Editör: Mehmet Nezir Güneş
