Makamın Ağırlığı, Vicdanın Sınavı: Teşkilatçılık Neyi Gerektirir?
Makamın Ağırlığı, Vicdanın Sınavı: Teşkilatçılık Neyi Gerektirir?
Makamın Ağırlığı, Vicdanın Sınavı: Teşkilatçılık Neyi Gerektirir?
Siyaset yalnızca bir yarış değildir. Siyaset bir emanettir. Hele ki söz konusu olan Adalet ve Kalkınma Partisi gibi çeyrek asırlık bir hareketse, bu emanet sıradan bir koltuk meselesi olmaktan çıkar; bir dava meselesine dönüşür.
Son günlerde Bülent Turan’ın teşkilatlara yönelik sözleri tam da bu noktaya parmak bastı:
“Adam İl Başkanı, kardeşi İl Müdürü olmaz.
Adam milletvekili, yeğeni bilmem ne temsilcisi olmaz.
Teşkilatı bozmayalım.
Bir adamın nefsi için Erdoğan’ı yormayalım!”
Bu sözler uzun süre alkışlandı. Çünkü herkesin bildiği ama herkesin cesaretle dile getiremediği bir gerçeği hatırlattı: Teşkilat, bir kişinin ailesini, yakın çevresini ya da şahsi menfaatini büyütme alanı değildir. Teşkilat; insan kazanma yeridir, gönül yapma yeridir, adaletle yol alma yeridir.
*Teşkilat Şirket Değildir*
Teşkilatlar profesyonel bir şirket mantığıyla yönetilemez. Performans cetveliyle insan kırmak, “verimsiz” diyerek emek verenleri rencide etmek, istatistik uğruna gönülleri göz ardı etmek teşkilatçılığa yakışmaz. Çünkü teşkilatın ölçüsü kâr değil; insan kazanmaktır.
Bir teşkilat insan öğütüyorsa, bilinmelidir ki o değirmeni döndüren irade de bir gün aynı taşın altında kalacaktır. Güç, iddia edildiği gibi yozlaştırmaz; güç, zaten yozlaşmaya meyilli olanı açığa çıkarır. Makam, karakterin aynasıdır. Koltuk büyüdükçe kibir de büyüyorsa, orada dava küçülüyor demektir.
*Hizmetin Merkezinde İnsan Olmalı*
Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar boyunca inşa ettiği siyasi kültürün temelinde “hizmet” anlayışı vardı. İnsanların dertleriyle dertlenmek, kapısını çalana sırt çevirmemek, gönül almak… Eğer bugün teşkilat kapıları vatandaşa soğuk geliyorsa, orada bir eksiklik vardır.
Halkın şikâyetleri duyulmuyor, eleştiriler raporlara yansıtılmıyor, objektif değerlendirmeler yerine kişisel hesaplar devreye giriyorsa; sorun bireysel değil, yapısal hale gelmiş demektir. Oysa sağlıklı bir teşkilat, halkın nabzını tutar; hoşuna gitmeyen eleştiriyi bile cesaretle genel merkeze iletir.
Çünkü gerçek sadakat, hatayı örtmek değil; hatayı düzeltmektir.
*Mirası Tüketmek Kolay, Taşımak Zordur*
25 yıllık bir siyasi geleneği korumak, bir isimden ibaret değildir. Bu bir mirastır. Ve miras; şahsi hırslarla harcanamaz. Eğer makam sahibi kişi zamanından, ailesinden, gönlünden fedakârlık yapmıyorsa; o makamın hakkını zaten veremiyordur.
Allah güç verdikçe gönlün alçalması gerekir. Makam yükseldikçe tevazunun artması gerekir.
Aksi halde güç, sahibini ayıltmaz; düşürür.
Teşkilat birleştirici olmalıdır. Ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, insanları hor görmeden yol almalıdır. Çünkü bu hareketin mayasında millet vardır, hizmet vardır, adalet vardır.
Bugün yapılması gereken; kişisel hesapları bir kenara bırakıp emanete sahip çıkmaktır. Koltuğun sıcaklığı için değil, milletin duası için çalışmaktır.
Zira tarih şunu gösterir:
Dava için yürüyenler iz bırakır.
Nefsi için yürüyenler ise bir gün izsiz kaybolur.
Ve asıl mesele şudur:
Oturduğunuz koltuk size mi hizmet ediyor, yoksa siz mi o emanete layık olmaya çalışıyorsunuz?
