menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gölgesini Güldüren Bir Yazarın Metinler Arası Dünyası

24 0
21.04.2026

Kendisiyle dalga geçmeyi alışkanlık edinmiş biri şöyle düşündü: “Acaba bu kadar komik olmamın sebebi, aslında trajikomik bir karakter olmam mı?” Sonra kendi kendine cevap verdi: “Muhtemelen. Ama en azından bir karakterim.” İşte bu noktada, kendisiyle dalga geçebilmenin felsefesine varıyoruz. Bu, insanın kendi kusurlarını süper kahraman yeteneği sosunda kuşanmasıdır adeta: “Evet, evren kocaman, bense bir toz tanesiyim. Ama bakın, bu toz tanesi nasıl da dans ediyor!”

Sokrates’in “Kendini bil” sözünü bugünlere uyarlarsak, muhtemelen “Kendini bil, sonra da kendine gül!” derdi. Bundan mütevellit, insan, şaşkınlığını/aymazlığını fark ettiği anda bu hâllerinin esaretinden kurtulur.

Mizah, hakikate açılan en keyifli kapılardan; ironi ise o kapının tokmağıdır: çalarsın, içerden kendi sesin “Buyur, zaten seni bekliyordum” der.

Gerçek şu ki, kendisiyle dalga geçemeyen insan, kendi heykelini dikmeye çalışan fakat heykelin gölgesinden korkan bir heykeltıraşa benzer. Oysa gölge de senin bir parçan; onu sahiplensene. Gölgeni bile güldürebiliyorsan, işte o zaman gerçekten özgürsündür.

Tüm mesele farkında olmak; kendini ciddiye almak ama fazla ciddiye almamak! Hayatın anlamsız bir karnaval olduğunu bilmek ama yine de o karnavalda dans etmek; belki de en önemlisi, başkalarının da dans etmesine izin vermektir. Ne de olsa hepimiz aynı komedinin içindeyiz. Kimimiz başrolde, kimimiz figüran, kimimizse eleştirmen; ama perde kapandığında hepimiz aynı soyunma odasına dönüyoruz. Aynaya baktığımızda, en samimi, en komik, en insan hâlimizle baş başa kalmıyor muyuz?

Öyleyse buyurun, gülelim; önce kendimize, sonra her şeye. Çünkü gülmek, mânâ arayışımızdaki en insanî, en nahif, en güçlü silahımızdır ve belki de gerçek bilgelik; “Hiçbir şey ciddi değil!” ile “Her şey çok ciddi!” arasında gidip gelen o ince çizgide dans edebilmekte yatıyor.

Mustafa Everdi’ye, hususiyetle art arda çıkan yeni kitaplarına dair son zamanlarda epeyce yazı kaleme aldım. Onun hakkında bir yazıya ancak böyle başlanması gerektiğini de idrak ettiğim şükür.

Mustafa Everdi ağabeyimiz, ‘usta’larımdan; yazı hayatında kendine özgü bir yer açan, öğretmenlik, avukatlık ve nihayetinde noterlik gibi meslekî birikimlerini, gündelik gözlem yeteneğini, insanı bütün kırılganlıkları ve çelişkileriyle kavrama çabasını edebiyata taşıyan, sahici bir hikâyeci olarak dikkat çeken hınzır mı hınzır, cins bir kafadır. Yaşamındaki meslek çeşitliliği, metinlerine sadece ayrıntı bilgisi değil, insanın kurumlarla, kurallarla, beklentilerle, gündelik hayatın görünmez ağıyla olan ilişkisini derinden kavrayabilme yetisi katması hasebiyle yazdıkları çoğu zaman tek bir kişinin iç sesiyle sınırlı kalmaz; bireyin, toplumun yahut çağın nabzı küçük sahnelerin içinden büyük bir bütünlükle duyulur.

Mustafa Everdi’nin takipçileri, benim gibi hayranları, kocaman kitlesi yakın zaman önce yeni bir yayıncılık tekniği ile eserlerini geniş kesimlere ulaştırma niyeti taşıdığını, telife dair özgün çıkışlar yaptığını hatırlayacaktır. Bu hâlis niyete kendi ifadesiyle daha etkin ve etkili bir çözüm getirdi Everdi. Kitaplarını Hece........

© Maarifin Sesi