Danıştay Kararı Işığında Akademik Liyakate Dair
Danıştay 8. Dairesinin geçenlerde verdiği bir karar kamuoyunda çok tartışıldı. Kararda, bir kadroya başvuran adayların her ikisi de üniversitenin asgari kriterlerini sağlıyorsa, aralarında “bariz bir puan farkı” (örneğin bir adayın 767 puan, diğerinin çok daha düşük olması gibi) bulunduğu durumlarda, yüksek puanlı adayın tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca Danıştay, idarenin açık puan üstünlüğünü dikkate almadan yaptığı tercihleri, yeterli ve makul bir gerekçeye dayandırılmadığı takdirde hukuka uygun bulmamaktadır.
Bu tespit, keyfiliğin önlenmesi bakımından yerindedir. Zira akademik atamalarda ölçülebilir bir kıstas olarak puanın tamamen devre dışı bırakılması, süreci kişisel tercihlere açık hale getirebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta şudur: Mahkemenin bu yaklaşımı, puanı liyakatin tek ve mutlak göstergesi haline getirme riski taşımaktadır.
Oysa Danıştay’ın yaptığı şey, aslında doğrudan bilimsel niteliği tayin etmek değil; idarenin işlemini gerekçe denetimine tabi tutmaktır. Yani mahkeme, “yüksek puanlı aday daha niteliklidir” şeklinde bilimsel bir hüküm kurmuyor; fakat açık bir puan farkının hiçbir bilimsel gerekçe sunulmadan göz ardı edilmesini hukuka aykırı sayıyor. Bu yönüyle Danıştay’ın bu kararının, sonuçtan ziyade sürece ilişkin denetim niteliği taşıdığı söylenebilir.
Ne var ki kararın kamuoyunda bu şekilde okunmaması, puanın tek başına belirleyici ölçüt olarak anlaşılması, böyle bir algının gündeme taşınarak zihinlerde yer alması, akademik hayat........
