Göz ve Aşk
Bütün aşklar bir bakışla başlar ve her mecazî aşk ilâhî aşka bir kapıdır. Kimi açar ve geçer bu kapıyı, kimi kapıda kilitli kalır.
Bizim bütün aşk destanlarımız bu hakikati anlatır ve şöyle der:Leylâ Mevlâ’dandır ve Mevlâ’ya merdivendir. Leylâ aşkın bireşiği, âşığın mürebbisidir.
Gözünün gördüğünü sevmeyenler, gözünün görmediğini sevemezler. Buna sevginin bir boyutu olan iman da dahildir. Belki bilir ve kabul eder, ama sevemez.
Kalp sevmek için yaratılmıştır ve kalbin sevgisi tektir. Sevginin nesnesi değiştikçe sevginin adı da değişir. Yaratılmışı sevmek kalbin sevgi temrini, yaratanı sevmek sevginin temkinidir.
Kalbin sevmesi yani aşk için gözün görmesi önemlidir. Gözün görmesi için de gözün açılması gerekir.
Aşkın kapısı gözde açılır ve her zaman dışardan açılır. En çok da bir göz açar aşkın kapısını. Yolun başında göz özünü gördükçe körleşir, özgedeki güzelliği gördüğü gün açılmaya başlar.
Bir güzelin gözleri, bir güzelliğin sessiz sözleri gözü hayrete gönlü hayranlığa sevk eder. En çok da ilâhî isimlerin en ziyade tecelli ettiği insanla açılır insanın gözü: Leylâ ile, Şirin ile, Aslı ile, Azra ile, Zin ile…
Leylâ âşığın gözlerini karartır, Şirin hayatı şeker şerbet eyler, Aslı sılaya yol gösterir, Azra masumiyet ve tertemiz fıtratı hatırlatır, Zin ise zinet olur gönlü........
