menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gücün Ahlâkî Sınırı

4 0
17.10.2026

Ahlâk, insana yalnızca ne yapabileceğini değil, yapabilecekleri arasından neyi yapmaması gerektiğini de öğretir. İnsanın gücünü fark ettiği, fakat gücünü her şeyin ölçüsü hâline getirmediği yerde merhamet başlar. Çünkü güç, insanın imkânlarını artırırken merhamet, o imkânların hangi sınırlar içinde kullanılacağını hatırlatır. Merhamet, acımaktan daha derin bir sorumluluktur. Çoğu zaman acıma duygusuyla karıştırılır. Bir başkasının sıkıntısını görmek, hâline üzülmek, ona yardım etmek elbette merhametin görünümleridir. Fakat merhamet, yalnızca bir duygunun insanda meydana getirdiği geçici bir hassasiyet değildir. Duyguyu davranışa, farkındalığı sorumluluğa dönüştüren ahlaki bir tutumdur. İnsanın gördüğüyle yetinmemesi, gördüğünün kendisinden ne istediğini de düşünmesidir.

Merhamet, güçsüzlük veya duygusallık olarak değerlendirilemez. Aksine, insanın kendi öfkesini, çıkarını, üstünlük duygusunu ve kolaycı hükümlerini aşmasını gerektirir. Bazen birine yardım etmek için imkân gerekir; bazen onu incitmemek için irade. Bazen bir haksızlığa müdahale etmek cesaret ister; bazen de haklı olduğunu düşündüğün halde karşıdakini dinlemek için sabır.

İnsan farkına varsa da varmasa da güç, vicdanla sınanır. Merhametten uzaklaşan güç, karşısındaki insanı bir özne olmaktan çıkarıp yönetilecek, yönlendirilecek veya gerektiğinde gözden çıkarılabilecek bir unsura dönüştürebilir. İnsanların duyguları, ihtiyaçları ve hakları görünmez hale geldiğinde, kararlar kâğıt üzerinde doğru görünse bile hayatın içinde ağır sonuçlar doğurabilir.

Merhamet, gücü ortadan kaldırmaz; ona yön verir. Yetkiyi etkisizleştirmez; onu sorumlulukla buluşturur. İnsanlar arasındaki her farklılığı silmez; farklılıkların bir tahakküm aracına dönüşmesini önler. Gücün ahlâkî değeri, ne kadar etkili olduğuyla değil, etkisini kimin lehine ve nasıl kullandığıyla ölçülür.

Adaletin Yanında Merhamet

Merhamet, adaletin yerine geçmez. Haksızlığı görmezden gelmek, sorumluluğu ortadan kaldırmak veya herkesi sonuçlarından bağımsız biçimde mazur görmek değildir. Bazen merhamet, bir yanlışa sınır koymayı; bazen bir davranışın sonucuyla yüzleşmeyi; bazen de kişinin kendisini düzeltmesine imkân tanımayı gerektirir. Buradaki mesele, hakkı korurken insanı gözden çıkarmamaktır.

Bir yanlış karşısında yalnızca cezalandırmayı düşünen yaklaşım, yapılan davranışın karşılığını görebilir; fakat insanın değişme ihtimalini hesaba katmayabilir. Öte yandan her yanlışı mazur gören tutum da iyilik adına sorumluluğu belirsizleştirebilir. Merhamet, bu iki uç arasında kolay bir orta yol bulmak değildir. Hakkı ve sorumluluğu korurken insanı yalnızca yaptığı yanlıştan ibaret görmemeyi başarabilmektir.

Merhamet insanı, haklı olmanın verdiği rahatlıkla yetinmemeye çağırır. Çünkü bazen insan, bir konuda haklı olabilir; fakat haklılığını ifade ediş biçimiyle karşısındakini gereksiz yere incitebilir. Haklılığın da ahlaki bir dili, bir ölçüsü ve bir sorumluluğu vardır. Bize benzemeyene, düşüncesini paylaşmayana, bizi anlamakta zorlanana, hatta zaman zaman bizi incitene nasıl davrandığımız da merhametimizin sınırlarını gösterir. Ayrıca affetmek her zaman mümkün olmayabilir; fakat incitmeyi bir üstünlük aracına dönüştürmemek mümkündür.

Resûlullah’ın (s.a.s.) “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” buyruğu, merhametin ahlaki........

© Maarifin Sesi