Miraç Gecesinde Kudüs’ü Düşlemek!
Recep ayının 27. Gecesi İsra ve Miraç gecesidir. İsra; genelde gece yolculuğu, özelde, Nübüvvetin 11. Yılında; Recep ayının 27. Gecesinde Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bir gece vakti Kâbe’de ki Hicr veya Hatim denilen yerden Kudüs şehrinde ki Mescid-i Aksa’ya Burak denilen bir binekle yaptığı yolculuğunun adıdır.
Arapça, urûc kökünden türeyen ve bir isim olan Miraç kelimesi de yukarı çıkma vasıtası, merdiven, manevi asansör anlamına gelmektedir. İslami bir terim olarak ise Miraç; Hz. Peygamber’in (s.a.v) Allah katına yükselişini ve Rabbi ile görüşmesini ifade eden bir kavramdır.
İsra suresinin 1. Ayetinde: “Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir.” Ayette ifade edildiği üzere; İsra ve Miraç mucizesinde, Mescid-i Haram’a ve Mescid-i Aksa’ya özel bir önem atfedilmiştir. Diğer taraftan Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Mekke de ki Mescid-i Haramdan değil de Kudüs te ki Mescid-i Aksa’ dan Allah’ın yüce katına yükseltilmesi suretiyle de Mekke ile Kudüs arasındaki kutsal bağa işaret edilmiş; Mekke’nin olduğu gibi Kudüs’ünde Müslümanlar için önemli olduğu vurgulanmıştır.
Bundan başka, İsra suresinde Müslümanların kıyamete kadar yollarını aydınlatacak dini, sosyal, siyasal, ekonomik anlamda; temel ilkeler mevcuttur. Bu ilkeler: “Allah’tan başkasına kulluk etmemek. Ana-babaya iyi davranmak, Akrabaya, yoksula ve darda kalana yardım etmek. Cimrilikten ve israftan kaçınmak. Fuhuş ve zinaya yaklaşmamak. Haksız yere cana kıymamak, asla kan davası gütmemek. Yetimin malına el uzatmamak. Verilen sözü yerine getirmek. (Ahde vefa). Ölçü ve tartıda hile yapmamak. Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşmemek. Yeryüzünde böbürlenerek, kibirlenerek yürümemek” İsra;17/22-29 şeklinde sıralanmıştır.
Bilindiği üzere; miladi 610 yılında Allah tarafından Hz. Muhammed’ e (s.a.v) peygamberlik görevi verildikten sonra; İslam’ı açıktan açığa tebliğe başlaması, Mekkeli müşriklerin büyük bir direnişine sebep olmuştur. Müşriklerin Müslümanlar ile ticaret yapmayı, kız alıp vermeyi yasaklamaları; ailevi, sosyal, siyasal ve ekonomik ilişkileri kesmeleri ile oluşan baskı; Müslümanların üzerine kâbus gibi çökmüştür. Böyle bir zamanda; Bi’setin 10. Yılında ilk Müslüman ve Peygamberimizin eşi, dert ortağı, Hz. Hatice’nin ile küçük yaştan itibaren kendisini himayesine alan; Kureyş’in önde gelenlerinden amcası Ebu Talip’in art arda vefat etmeleri; Peygamberimiz (s.a.v) üzerinde büyük bir sıkıntı oluşturmuştur. Sıkıntıların üst üste geldiği bu yıla sene tül hüzün denilmiştir. Ebu Talibin vefatıyla Peygamberimizin himayesizliğini Fırsat bilen müşrikler; İslam’ın tebliğini engellemek için zulüm ve işkencelerinin şiddetini artırmışlardır.
Peygamberimiz Mekkelilerin katı tutumlarına ve acımasız tavırlarına rağmen Allah’tan aldığı emirleri yerine getirmek için; Zeyd b. Harise’yi yanına alarak Mekke’nin dışında ki Taif’ şehrine gitmiştir. Taif’te de iyi karşılanmayan, hatta taşa tutulan Peygamberimiz; Utbe ve Şeybe adlı iki kardeşin bağ evine sığınarak canını kurtarabilmiştir. Bu sırada Peygamberimize üzüm ikramında bulunan bağ sahibinin Hristiyan kölesi Addas; Peygamberimizin davranışları ve üzüm yemeye besmele ile başlamasının hoşuna gitmesi üzerine Müslüman olmuştur.
Mekkeli müşriklerin zulüm ve işkencelerinden, Taif’te gördüğü kötü muameleden bunalan Peygamberimiz: (s.a.v)........
