Bir Ses ve Yorum Şairi Murat Kapkıner’in Ardından
“Sezai Karakoç’un ‘Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine’, ‘Masal’, ‘Ey Yeşil Sarıklı Hocalar’, Erdem Bayazıt’tan ‘Sana, Bana, Ülkemin İnsanlarına Dair’, Cumali Ünaldı’dan ‘Semud’, İsmet Özel’den ‘Esenlik Bildirisi’, ‘Amentü’, Metin Önal Mengüşoğlu’ndan ‘Kardeşime Mektup’ şiirlerini Murat Kapkıner kadar hissederek okuyan kişi yoktur.”
Murat Kapkıner ismini fakülte ikince sınıfta duydum. Kelime dergisi karıştırıyordum derste. “Manifatura” diye Mustafa Kutlu’nun bir hikâyesi vardı. Dergi, Konya’da çıkıyordu. Biz de Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okuyan ve kendini yazarlığa hazırlayan öğrenciler olarak edebiyat dergilerini takip ediyorduk. Kelime dergisine bir şiir, hikâye vs. gönderdiğimi hatırlamıyorum. Fikir yönü ağır basıyordu, belki ondandır.[1]
Murat Kapkıner derginin hem jeneriğinde yönetici olarak bulunuyordu hem yazar ve şairi idi.
Bu Böyledir kitabına girecek olan “Manifatura” hikâyesini okurken sıraya kapanıp katıla katıla güldüğümü hatırlıyorum. Çünkü manifaturacı, kendini namaza veremiyor, Kur’ân okurken alışverişe, müşteriler hakkında kendisiyle konuşmaya devam ediyordu. Kelime dergisinin devamlı okuru olmadığım için Kapkıner’in orada başka neler yayımladığını bilmiyorum.
O sene veya sonraki sene olabilir. Hicret Kitabevi sahibi Yasin Şorsu, kaset de satıyordu. Bir de video gibi sarmal bir banttan şiirleri çoğaltıp isteyenlere veriyordu. Edebiyat tahsili yapan biri olarak kulak kabarttık şiir okuyana. Saz eşliğinde Sezai Karakoç’tan, İsmet Özel’den, Cemali Ünaldı’dan, Erdem Bayazıt’tan, Metin Önal Mengüşoğlu’ndan şiirler. Aman Allah’ım. Ne tatlı bir ses! Şiiri gerçekten hissediyor ve hissettiriyordu. Benimle birlikte sınıfımızdan birçok arkadaşım aldı bu kasetlerden. Merhum Erol Battal’ın aşka kanat açtığı günlerde idi. Teybe yerleştirip kül tablası olarak kullandığı konserve kavanozunu birkaç kez doldurduğu günler çok oldu. O kasetler, bir iki yerinde parazit sesler olsa da hâlâ elimde. Teypler sarmasın diye bir yerden CD’ye aktardım ve öğretmenlik hayatımda öğrencilerime de çok dinlettim. Telefonumun müzik kutusunda da vardır.
Murat Kapkıner’le 2000’li yıllarda Ankara’da Vadi Yayınları’nda görüştüm. Masa kalabalık olduğu için baş başa sohbet ettik diyemem. Telefonda bir veya iki kez konuştuk. Onu tanıyanların bildiği alışkanlıklarından bahsetti. Bu hâlinden şikâyetçi değildi hatta biraz da övünme hissetmedim değil. “Hayal kırıklığına uğrama sonra filan, ben böyleyim!” dedi. Bildiğimi hangi kelimelerle ihsas ettirdim şimdi unuttum. Bir daha arayıp konuşmak için bir istek duymadım. Fakat kendisine dedim ki: “Eğer Sezai Karakoç, Erdem Bayazıt, İsmet Özel, Cumali Ünaldı, Metin Önal Mengüşoğlu şiirleri birkaç nesil tarafından biliniyorsa, şairlikleri yanında dillerde şiirleri de okunuyorsa bu sizin sayenizdedir. Ben kendi adıma şiirin nasıl inşad edileceğini sizden öğrendim.”
Hâlâ böyle düşünüyorum. Sezai Karakoç’un “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine”, “Masal”, “Ey Yeşil Sarıklı Hocalar”, Erdem Bayazıt’tan “Sana, Bana, Ülkemin İnsanlarına Dair”, Cumali Ünaldı’dan “Semud”, İsmet Özel’den “Esenlik Bildirisi”, “Amentü”, Metin Önal Mengüşoğlu’ndan “Kardeşime Mektup” şiirlerini onun kadar hissederek okuyan kişi yoktur.
Murat Kapkıner, birçok şehirde şiir resitalleri düzenleyerek bu şiirleri ve şairlerini birçok kesime duyurmuş ve sevdirmiştir. Biz şiir dinletisi için bir araya gelirken, bilmediğimiz bir sorun yaşanmış ve bu sorunu yıllar sonra Kapkıner’den öğreniyoruz. Rahmetli Kapkıner’in üslubu hakkında[2] bir kanaat vermek ve satır aralarından farklı sonuçlar elde edilebilir düşüncesiyle otobiyografisinden uzun ama en önemli yerlerini Sezai Karakoç merhum ve İsmet Özel’le ilgili olanlarını alıntılayacağım. Kapkıner farklı zamanlarda bölüm bölüm yazdığı otobiyografisinde profesyonel şiir kasetlerinden öncekilerden, Erdem Bayazıt’a bağlamayla fon yapmasından, İbrahim Sadri’nin kendisine de fon yapması için neredeyse yalvarması gibi hususlardan da bahseder.[3] Ancak belirttiğim gibi burada sadece Sezai Karakoç ve İsmet Özel’e değineceğim.
“Üstat Sezai Karakoç”
Murat Kapkıner’in Sezai Karakoç üzerine yazdıklarına bakalım önce.[4] Şöyle anlatıyor:
“Bir gün pek yakın olmadığım bir arkadaşım (…) Sezai Karakoç’un haftalık bir gazete çıkardığını fakat Malatya’da gönderecek adres bulamadığını söyledi. Fevkalade hüzünlendim. O arkadaştan telefonunu alıp aradım:
-Abi! Beni tanımazsınız. Gazeteyi gönderecek adres bulamıyormuşsunuz. Bana gönderirseniz, ilgilenir, satarım dedim. Benim için fevkalade bir özveriydi. Evimden çıkmıyordum. Ama o bana:
– Kardeşim! Kaç adet istiyorsan parayı peşin göndereceksin iade vs. de yok, dedi.
Yahu param olsa da “Abi tüm baskıyı gönder; hesap numaranı ver!” diyebilseydim. Vallahi. Lakin yok; kışlık yakacağımı arkadaşlarım temin ediyor.
Bu arada ben şiirleri kendi olanaklarımla teybe okumuştum ve bu kasetler dünyayı dolaşmıştı. Mesela İran Radyosunda çalınıyordu. Yıllar sonra Fransa’da misafiri olduğum evin kitaplığında görünce de gönenmiştim. Şimdiki Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, benim bu kaset(ler)i dinleyerek yetişmişti. Ayrıca övünçle söyleyeyim: bugünkü kuşak, bir önceki, bir önceki kuşak Sezai abiyi tanıyorsa bu benim anılan kasetlerim........
