menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Pusulasını Kaybeden Toplum: Karakter İnşası mı, Akademik Yarış mı?

2 0
yesterday

Günümüz toplumlarının içinden geçtiği en sancılı süreçlerden biri, ekonomik dalgalanmalardan veya siyasi gerilimlerden ziyade derinlerde hissedilen bir değer aşınması ve buna bağlı gelişen sosyal çürümedir. Sokaktaki kavgadan dijital dünyadaki linç kültürüne, aile içi sarsıntılardan iş ahlakındaki yozlaşmaya kadar her alanda “ahlaki pusulamızın” bozulduğuna şahitlik ediyoruz. Değerler, bir toplumun hayat yolculuğundaki trafik levhalarıdır; bu levhalar yerinden oynatıldığında veya anlamları tahrif edildiğinde, toplumsal kaza kaçınılmaz hale gelir. Bugün yaşadığımız tam da budur: Yönünü şaşırmış, tabelaları karıştırılmış bir toplumun savruluşu. Bu savruluş, sadece bireylerin değil, koca bir milletin istikametini kaybetme riskini beraberinde getiriyor.

Bu savrulmanın kökeninde, sadece yerel hatalar değil, çok daha geniş kapsamlı ve küresel bir projenin “kurbanı” olma gerçeği yatmaktadır. Hatırlayalım; meşhur Rockefeller röportajında geçen o çarpıcı itiraf, aslında bugün yaşadığımız krizin şifrelerini veriyor. Kadın özgürleşme hareketinin, kadını sadece daha fazla vergi veren bir iş gücü haline getirmek ve çocukları küçük yaşta aileden kopararak “küresel sistemin” istediği kalıplara göre şekillendirmek için finanse edildiği iddiası, bugün yaşadığımız ailevi sarsıntıların tesadüf olmadığını gösteriyor. Çocuklarımızın nasıl düşüneceğine biz değil, küresel projeler karar vermeye başladığında; değerler pusulamızın kuzeyi de değişmiş oldu. Kadının iş hayatına katılımı elbette toplumsal bir gerekliliktir; ancak bu katılımın bir “küresel proje” aparatı olarak kurgulanması, ailenin temel direğini sarsmış ve çocuk eğitimini birer “endüstriyel süreç” haline getirmiştir.

İşte tam bu noktada, Eğitim Sistemi’nin üzerine inşa edildiği temelleri radikal bir biçimde sorgulamamız gerekiyor. Yıllardır süregelen “akademik başarı” fetişizmi, çocuklarımızı birer test çözme makinesine dönüştürürken, onları kendi kültürel köklerinden ve ahlaki değerlerinden koparmıştır. Matematik formüllerini ezberleyen ancak dürüstlük, merhamet ve adalet gibi kavramları hayatına içselleştiremeyen bir nesil, toplumsal çürümeyi durduramaz. Sınav puanları yükselirken karakter notlarının düşmesi, bir toplumun geleceğine yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bugün eğitim, sadece bilgi aktarımı değil, bir varoluş mücadelesi olmalıdır. Çözüm; Kültür Temelli Eğitim modeline geçişte yatmaktadır.

Kültür temelli eğitim, sadece geçmişi yad etmek veya nostaljik bir özlem değildir. Bu model, milli ve manevi değerleri eğitimin merkezine alarak gerçek bir karakter inşası gerçekleştirmektir. “Milli terbiye” olmadan verilen her türlü bilgi, ruhsuz bir yükten ibarettir. Eğitim sistemimiz, çocuğu sadece piyasa için bir “insan kaynağı” olarak görmeyi bırakmalı; onu vatanına, ailesine ve milli ahlak ilkelerine bağlı bir “insan” olarak yetiştirmeyi hedeflemelidir. Karakter eğitimi, matematik dersinden daha az önemli değildir; aksine, dürüst bir matematikçi yetiştirmek, sadece işlem yapabilen bir zihinden çok daha değerlidir. Eğer eğitimin ruhunu kaybedersek, sadece teknik olarak bilgili ama vicdanen boş bir kitle üretmiş oluruz.

Geç kalmış değiliz. Türkiye’nin aile yapısı ve tarihsel derinliği, bu sarsıntıları göğüsleyecek ve yeniden inşa sürecini başlatacak güçlü bir altyapıya sahiptir. Ancak bu, akademik başarıyı tek kriter gören mevcut anlayışın yerine, karakter eğitimini ve kültürel sürekliliği koymakla mümkündür. Eğer bugün eğitimde “kültür temelli” bir devrim yapmazsak, yarın üzerinde yükseleceğimiz bir toplumsal zemin bulamayabiliriz. Pusulayı yeniden doğru yöne, kendi değerlerimize çevirme vaktidir. Toplumsal çürümeyi durduracak olan şey, laboratuvarlardaki deneylerden ziyade, sınıflarda inşa edilecek o sarsılmaz karakterdir. Bu, sadece bir eğitim tercihi değil, bir milletin beka meselesidir.


© Maarifin Sesi