menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kerim Devlet ya da Devleti Baba Bilmek

12 1
23.01.2026

Dünyada hayat, insanla anlamlıdır. İnsan da var oluş hakikatine tam tâbiyetle yüksek bir idrak seviyesi ile her şeyin farkında olmakla mükelleftir. Böylelikle, bir erkekle bir dişiden yaratılan, kavimlere ve kabilelere ayrılan ve birbirleri ile tanışıp bilişmek ve nihayet hayırda ve iyilikte yarışmak durumundadır. Mesele insan ve toplum olunca haliyle bir nizam fikri dikkat çekmektedir. En temel lâzıme olarak bir arada yaşamanın hükmünce ameli ise yönetim, yöneten, yönetilen yani siyaset ve devlet başlığı atında olabilmektedir. Bu bakımdan siyaset ve devlet bahsi, insanlık tarihinin en kadim alanlarından biri olarak tebarüz etmektedir.

Siyaset, hikemî zeminde bir yönetim mevzusu ve mevzisidir. Mevzisinde, ahlâkla nasıl, niçin, hangi değerlerle kimin için yönetilmeli sorularına cevap, yönetim sorunlarına çare arar. Siyaseti iktidar, güç ve yönetim biçimlerinin pragmatik/faydacı boyutlarıyla anlamlandırmak sadece hayatın yükünü ağırlaştırır.

Asırların tecrübesine mâlik olan Türk-İslâm düşüncesi, siyaseti ve devleti bu derinlikte kavramıştır. İktidarı ve gücü, ahlâk, adalet ve hikmetle sınırlamış, had hudutları belirlenmiş bir siyaset tasavvuru geliştirmiştir. Bu tasavvurun inşâ ettiği devlet, ceberrut bir güç kullanımının merkezi değildir. Çünkü aslolan insanı yaşatmayı, toplumu diri tutmayı, adaleti tesis etmeyi ve hakikat şahitlerinin emanet şuuruna sahip olmalarını temindir. İşte kerim devlet fikri, bu anlayışın hem fikrî hem de fiilî tezahürü olarak öne çıkar.

Fârâbî’den Yûsuf Hashacib’e, Nizâmülmülk’ten Kınalızâde’ye ilâ-âhir… Selçuklu ve Osmanlı tecrübelerinden modern dönemin siyasî arayışlarına uzanan çizgi, kopuşları ve sapmaları hiç akıldan çıkarmadan, erdem merkezli süreklilik olarak değerlendirilmiştir.

Siyaset, insan onuru, adalet ve sorumluluk ekseninde bir zeminde yürür. Devlet ise korkutan, korkulan ve kutsanan bir yapı değildir. Adaletle kaim, merhametle dâim güçlü bir müessesedir. Değerini bu varlık ilkelerinden alır.

İşbu çerçevede, irfan hayatımızda; “Susuz değirmenlerin ne ile döner çarkı/Kerem etmeyen beyin fakirden nedir farkı!” şeklinde söylenen mısranın anlam dünyasına gönül düşüreceğiz. Gelenekli yani köklü idrakin esasen var olan imkânı ile yeniden söyleyip tekrar aklımıza düşürmeye gayretle konuyu şerh edeceğiz. Min gayri haddin…

Millet

Millet, ortak bir kaderi şuur, erdem ve adaletle taşıma iradesidir. Sadece ortak soy ve dil birliğinden ötedir. Bu bakımdan millet kavramı, modern zamanda türetilmiş etnik ya da biyolojik tanımlamaların ya da yakıştırmaların çok üstündedir. Pek tabiî ki bu yaklaşımda etnik köken ve kültürel farklılıkların inkârı kabil değildir. Ancak modern telakkideki etnisite siyasî hakimiyetin temelini de oluşturmamaktadır.

Millet fikri, her şeyden önce medeniyet, kültür, siyaset ve devleti kuşatan ahlâkî bir birliktir. Birlik, zorlamayla temin edilemeyecek kadar naiftir. Adalet, merhamet ve ortak tarih bilinci ile madde ve mânâya hitap eden müşterek bir yapı ile kendini ifade eder.

Millet olmak, varlığı temin eden şuur halidir. Dün ne olduğumuzun hatıralar demeti ile övünmek ya da avunmak yerine, yarın ne olacağımıza dair verdiğimiz sarsılmaz ortak kararın hükmünce amel edilen hâsılasıdır.

Millet, müfsitlerin cünun hâli ile köleliğini yaptıkları nifakın aşamadığı/aşamayacağı kalb-i selîm zemininde biz olmanın idrakidir. Esasen bu hal, mânâ hisarında mehabetli muhâfızların müebbed bir nöbetle zifiri karanlıklarda dahi göz kırpmamasını gerektirir. Hisarın burçlarının akıl, dikkat, itidal ve irade olduğunun farkında olununca silahlar kılıfında sessiz beklese de kalemin ve kitabın aydınlığı ufukları beklemeye devam eder. Nitekim bu şuurla meşhur olan milletin, kimliğinde kayıtlı değerler hanesindeki her bir tâlih unsuru, bizi yığın olmaktan çıkarıp, pür-medeniyet öznesi haline getirmiştir.

Millet, ruh kökünden akseden değerleri yansıtan, devlet umuru gözeten, itidal ile cümlelerin etrafını çevreleyen ve medeniyetin tam merkezinde millet olma şuurunu ilan eden entelektüel derinliği yüksek evlâtları ile istikbâl yürüyüşüne devam eder. Mütefekkir hatiplerinin: “Vatan ancak milletin bütünlüğü kadar bütündür.” ilkesi ile vakur bir varoluş inşasına nazar kılar. Öyle ki bu hitabet, siyaseti bir kavga alanı olmaktan çıkarıp estetik ayrıcalığı olan derin bir düşünce kürsüsüne dönüştürür ve sevindirir.

Siyaset ve Hikmet

Siyaset, her şeyden önce insana, topluma, ahlâka ve tarihe dair devletlû bir anlam üretimidir. Zira siyaset, yalnızca iktidar mücadelesi, kurumsal yönetim ya da güncel tartışmaların dar alanı içinde ele alınırsa yetersizliğe mahkûm olur. Hafizanallah anlamın büsbütün kaybı ya da şiddetli örselenmesi hâli ise iknanın, hâfızanın, devamlılığın ve nizamın önüne set çekilmesidir. Bu bakımdan geniş bir ufukla ve hikmetle yürütülmesi gereken siyasetin gündelik soğukluğa ne tahammülü ne de tâkati söz konusudur. Çünkü; “hâdiselerin belagati kelimelerin belagatinden ağırdır!” her zaman!..

Siyaset, insanın toplum hâlinde yaşarken neye göre yaşaması gerektiği sorusuna cevap verir. Derûnunda, varlığın ve toplum halinde yaşayan insanın anlam arayışına dair kadim bir düşüncedir/tefekkürdür. Sadece iktidarın kimde ya da hangi fırkada olduğu meselesi değildir. Ahlâkın/erdemin ışığı ile aydınlanarak kendini bulan siyaset, milletin varoluş safahatını itidal, iknâ, hâfıza ve medeniyet ekseninde her devirde zamanın getirdiklerini de gözeterek yenileyerek yeniden tarif eder. Bunu da sadece söz sanatı mahareti yani hitabet ustalığı ile yapmaz. Sürekliliği temin adına imâl-i fikrin fiilen tatbiki ve ikna için ilanı adına olması elzem olan hitabet, derin tarih bilincinin tezahürü ile muttasıf olmak durumundadır. Bunun bir tecellisi olarak neyi yapmayacağını ve neyi söylemeyeceğini bilen adamdır hatip.

Hayfâ ki modern zaman; özgürleştirirken yalnızlaştırmakta, hakları çoğaltırken anlamı eksiltmektedir. Bu parçalanmışlığa karşı yeni bir idrakle siyasete ruh üflemek, ulvî bir kıvamla bir/lemek, tevhid idrakiyle mümkündür. Bu imkân dairesi içinde akıl ile kalp, hak ile sorumluluk, özgürlük ile erdem mânâ taşıyıcısı siyaset erbabını muntazırdır… daima…

Modern siyaset tasavvuru ve tatbiki, siyaseti büyük ölçüde iktidar, yönetim ve çıkar/hesap dengesi üzerinde konumlandırır. Bu sayede siyaset, teknik bir faaliyet derekesine indirilir. Ne yazık ki insan ve toplum, sınıfına göre ayağını denk alması gereken yönetilen nesneler durumuna düşmekte/düşürülmektedir. Oysa tarihî tecrübeye dayanan medeniyet ve erdem/ahlak merkezli bakış açısındaki siyaset; toplumun ürettiği anlamın kamuya mâl olmuş bir ifadesidir. Siyaset, anlamından kopmadan ve değeri gözeterek cevap vermek zorundadır. Aksi takdirde güçlü görünse de uzun vadede meşruiyetini ve toplumla bağ kurma imkânını yitirir. Bu nedenle siyasetin ahlâk, tarih ve insan tasavvuru ile birlikteliği sarsıntı bile kabul etmemektedir.

Medeniyet, en başta ahlâkî ve insanî bir düzen demektir. Maddî imkânlar bu düzene göre artar ya da eksilir. Medenî anlam dünyasında merkezde insan yer alır. Kerim bir varlık olan insanın saygınlığını korumak için güç, ahlâkla sınırlanır. Bu bakımdan devlet, adaletle beraber tarif edilir. Buna göre devlet, yalnızca güvenliği sağlayan müstahkem bir yapı değildir. Toplumun selâmeti adaleti, merhameti ve anlamı kurumsal bir sorumluluk alanı içine alır. Bu sayede istikrar, ahlâkî süreklilikle devletin bekasını temin eder.

Erdemli siyasetin anlam dairesinde devlet egemenlik/hakimiyet, gerektiğinde demir yumrukla cebir/şiddet gösterme ve hukuk üretme gücü değildir. Medenî kabulle ahlâkî bir emanettir. Devlet, kendisi için değil insan ve millet içindir. Elbette devlet güçtür. Fakat bu güç amaç değil araçtır. Hukuk, düzeni sağladığı kadar adalet üretir. Güvenlik, korku yerine emniyet hissi ve huzur temin eder.

Devletin meşruiyet kaynağı, varlığını adaletle sürdürebilmesindedir. Buna bağlı olarak esasında milleti ilgilendiren beka endişesi, hikmet ve adaletle dengelenmezse siyaseti daraltan bir dile dönüşür.

Hikmet, bilgi ile ahlâkı, güç ile merhameti, teori ile pratiği dengeli bir halde birleştirir. Bu hikmete bağlı olarak, siyaset hikmetle........

© Maarifin Sesi