menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Biz Çocuklarımızı Kaybetmedik. Onları Yavaş Yavaş Bıraktık

289 0
17.04.2026

Bu yaşananlar bir kırılma değil.Bu, uzun süredir devam eden bir çözülmenin görünür hale gelmesi.

Ve en tehlikelisi şu:

Bu çözülme gürültüyle olmadı. Sessiz oldu.

Bir çocuk bir sabah kalkıp değişmez.

İnsan bir günde dağılmaz.

Biz o incelmeyi görmedik.

Çünkü biz çocuk yetiştirmeyi bıraktık,

çocuk oyalamaya başladık.

Soru sormasın diye ekran verdik.

Sessiz olsun diye yalnız bıraktık.

Ve fark etmeden şunu yaptık:

Çocuğu hayattan çektik, ekrana bıraktık.

Eskiden çocuk hayatın içinde büyürdü.

sonuçsuz bir dünyanın içinde büyüyor.

ama hiçbir şeyin bedeli yok.

Zihin tekrar edileni gerçek kabul eder.

Bir çocuk gün içinde defalarca şiddet görüyorsa,

Sonra normalleştirir.

En sonunda mümkün görür.

Ve o noktada çok ince bir şey olur:

Gerçek ile kurgu arasındaki çizgi silinir.

Empati temasla oluşur.

Ama biz çocuğu insandan uzaklaştırdık.

Sonra onu dijital bir kalabalığın içine bıraktık.

Kalabalık var, ama bağ yok.

Bir de yalnızlık var.

Ama bu eski yalnızlık değil.

Bu, kalabalığın ortasında yaşanan yalnızlık.

Çocuk kendini anlatamıyor.

Anlaşılmadığını hissediyor.

Ve bu çok kritik bir eşik:

Anlaşılmayan insan, kendine başka bir hikâye yazar.

Bilgi hâlâ okulda olabilir…

ama kimlik artık başka yerde oluşuyor.

Başarısızlık da değişti.

Çocuk artık sınıfıyla değil,

bütün dünyayla kıyaslanıyor.

Yerini bulamayan çocuk,

Ve o rolün içinde şu cümle belirir:

“Adaleti ben sağlayacağım.”

Bu bir zihinsel kırılma.

Şimdi herkes çözümü dışarıda arıyor.

Güvenlik artırılıyor.

Ama kimse şunu sormuyor:

O çocuğun içinde ne oldu?

Polis davranışı durdurur.

Davranışı doğuran zihni.

Bir çocuğun içinde biriken şeyler…

Bunlar kapıda bekleyen polisle çözülmez.

Onlar da bu yükün altında.

Sürekli gerilim, sağlıklı zihin üretmez.

Şimdi en kritik cümle:

Biz güvenliği artırıyoruz ama güven duygusunu kaybediyoruz.

Bu mesele tek başına bir kurumun çözebileceği bir mesele değil.

Hepsi birbirine bağlı.

Aile çocuğunu tanımalı.

Sadece “benim çocuğum” demek yetmez.

Onun zihnini bilmek gerekir.

Okul sadece öğretmez.

Fark edilmeyen çocuk kaybolmaz…

başka bir yere bağlanır.

Devlet sadece müdahale etmez.

Çünkü bu çocuklar sessizce sinyal verir.

En tehlikeli yer burası.

Çünkü biz alışıyoruz.

Ve şu gerçeği unutuyoruz:

Bir toplum neye alışırsa, ona dönüşür.

Bu çocuklar kötü değil.

Sen yön vermezsen, birileri verir.

Biz çocuklarımızı bir anda kaybetmedik.

Onları yavaş yavaş, fark etmeden, kendi ellerimizle bıraktık.

Onları geri çağıracak cesaretimiz var mı?

Bir anbe olarak, bir kalem tutan el olara, şiir çizen, resim okuyan fakirhane biri olarak sesleniyorum; sımsıkı sarılın çocuklarınıza ve onları anlamaya çalışın. Hep birlikte seksek oynayalım, ip atlayalım, beş taş oynayalım… Bizden çalınıp sanal dünyanın kölesi olan ve olmak üzere olan çocuklarımızı geri çagırıp gerçek dünyayla tanıştıralım.

Tekrardan ülkemizin başı sagolsun.  Rabbim birdaha göstermesin.

Hepinizi Allah c.c. emanet ediyorum.


© Kocaeli Koz