Ankara’da bir mikrokozmos: Mutlu Apartmanı
TEZCAN KARAKUŞ CANDAN
Ankara’da kentin merkezinde bulunan Meşrutiyet Caddesi ve kesen sokaklar bir zamanlar kentin nabzının attığı çocuk seslerinin yankılandığı konut yerleşimleriydi. Cumhuriyet’in yeni şehrinde 2 katlı konutlarla başlayan bu yerleşimler şehrin nüfusu arttıkça 1950’li yıllardan itibaren yerlerini apartmanlara bırakıyordu. Şimdilerde kent merkezinde konut dokusu yok denecek kadar az, Mithatpaşa Caddesi ise konut ve iş yeri arasında neredeyse görünmez bir sınır.
Bugün Meşrutiyet Caddesi’nde inatla konut dokusunu ve dönemin kültürel temsiliyetini sürdüren Mutlu Apartmanı’nın hikâyesinde buluşacağız.
1964 yılında inşa edilen Mutlu Apartmanı o dönemin toplumsal aklının, mekânsal konumlanışının ve birlikte yaşama biçiminin en berrak temsilcilerinden birisi. Kültür Mahallesi’nde, Meşrutiyet Caddesi üzerinde yükselen Mutlu Apartmanı’nın mimarı, yüksek mimar İlhan Erol. Yapı sahipleri iki Türk ve bir Yahudi: Mehmet İşen, M.Rauf Ünalan, İ.Yasef Berkün… Bu birliktelik çoğulculuğun ve ortak üretimin izlerinin, birlikte yapı kurmanın, çok kültürlü bir emeğin mekâna mıhlandığının göstergesi.
O yıllarda bu apartmanda yaşamak, yalnızca bir ikamet sahibi olmak değildi. Apartmanda aynı zamanda bir muhit sahibi olunurdu. Bodrum artı sekiz kat, çatı katı, terastan oluşan 30 daire ve mağazaların bulunduğu bu apartman bir zamanlar Ankara’nın bürokratik, siyasi, kültürel ve entelektüel merkezinin buluştuğu ikametgâhlardan biriydi. Dönemin bakanları, milletvekilleri, sanatçıları, doktorları, valileri, aydın ve bürokratları ve 1965 yılında kurulan Bilgi Yayın Evi, aynı kapıdan girer aynı merdiven boşluğunda karşılaşır ve çöplerini aynı çöp bacasında buluştururlardı. Sabah bir milletvekilinin gazetesi kapısına bırakılır, bir bakanın ayak sesleri koridorlarda yankılanır, bir keman sanatçısının müziği duvarlardan sızardı.
Demokratik bir deneyim
Demokratik bir yaşam modeli filizlenen bu apartmanda, soğuk savaş döneminin kutuplaşma rüzgârları esmezdi. Dünyaya farklı baksalar da o dönemde bu apartmanlarda oturanların bu birlikteliği, yalnızca zorunlu bir komşuluk değildi. Bugünlerde unutturulan, bilinçli bir hoşgörü, karşılıklı saygı kültürünün kendisiydi. Farklılıkların gerilim üretmeden, gündelik hayatın olağan akışı içinde yan yana durabildiği mikro demokratik bir yaşam modeliydi bu apartman.
Tiyatro sanatçısı Tamer Levent kayınpederi İsmet Sezgin’in de oturduğu bu apartmanın yaşam pratiğini şöyle anlatır:
“İstanbul'a taşınıp sonra Ankara'ya gelip o binaya gittik Seylan'la. Çünkü oradaki evde bir sürü eşya filan var ve o ev öyle duruyor yani. Ve ben binayı yeniden anladım. Birçok tanıdığımız farklı partilerden parlamenter o binada oturmuş. Yazar çizer takımından oturmuş. Mesela o apartman bir dünya gibi… Küçük bir dünya işte… Her evde değişik bir yaşam yaşanıyor. Ama dışarıda kapının önünde karşılaştığı zaman farklı görüşlerde de olsa bu insanlar o zaman kutuplaşma nedeniyle birbirleriyle itişip kakışmıyor. Efendim nezaket kurallarını bozmuyor. Bu apartmanlarda asla, kim, sen, hangi siyasi görüştensin diye sorulmazdı insana”
İşte bu yüzden Mutlu Apartmanı bir değer hazinesi. Farklı hayatların yan yana var olabildiği, nezaketin ve sessiz bir hoşgörünün gündelik yaşamın dokusuna sindiği, kendi içinde küçük ama derin bir dünyanın hafızasını taşıyan bir zaman sıçraması gibi.
O yıllarda Mutlu Apartmanı ve diğer komşu apartmanlarda çoğunlukla çocukları TED Koleji’nde okuyan insanlar oturur. Bir okulun bir semte verdiği isim ve mekânsal çevresinin sosyal konumlanışına etkisi zamandan kopar ve gelir bulur sizi. Çocukların okullarına yürüyerek gidip gelebildiği, çocuk seslerinin kent merkezinde yankılandığı bir mahalle kültürüne şahit olursunuz. Bugünün Ankara’sı ile dünün Ankara’sının neredeyse aynı kaldırımda çarpışmasının yarattığı bir zaman yolculuğudur bu.
Çocuklar için kent merkezindeki bu apartman bir mikrokozmostu. Sabahları ütülü formalarıyla TED Ankara Koleji’ne giden bu çocuklar, öğleden sonra sokağa dökülürdü. Bugünün steril oyun alanlarının aksine, onların dünyası sokağın kendisiydi. Seksek çizgileri, misket yuvarlakları, saklambaç rotaları, üst üste dizilen dalya … Sokak oyun, öğrenme ve sosyalleşme alanıydı.
Annesi 61 yıldır Mutlu Apartmanı’nda oturan, 1957 doğumlu Ayşe Onarır’ın tanıklığı, bu yaşamın hem mekânsal hem de toplumsal katmanlarını geçmişten bugüne getirir. Bir apartmanın içinde başlayan hikâye, giderek bütün bir kentin belleğine açılır.
“Bu evi Ankara Koleji yakın olduğu için almış annem. Daha önce Anıtkabir’in orada oturuyorduk ilkokuldayken. O zaman tabii servis falan yok. Zor gidip geliyorduk ama buraya taşındıktan sonra yürüyerek gidip geldim. Böyle Kolejli çocukların oturduğu bir apartmandı çoğunlukla. Sokakta da benim sınıfımda olan arkadaşlar vardı. Sabah gelirdi böyle grup halinde buradan yürüyerek giderdik. Sonra da gene yürüyerek herkesi apartmanın önünde bırakıp servis yapar gibi evimize dönerdik.”
Bu küçük anlatı aslında bir dönemin kent merkezindeki mahallenin sosyal dokusunun çocuk yaşamına dokunuşunun özeti gibi.
Akşam olduğunda ise sokak yeniden çocuklara aittir. O zamanlar şimdiki kadar trafik yoktur. Meşrutiyet Caddesi ve çevresi, yalnızca fiziksel anlamda değil, toplumsal olarak da “residantial” bir karakter taşır. Onarır’ın ifadesiyle, burası “kolejlilerin oturduğu bir semt”tir. Ancak bu tanım, homojen bir sınıfsallıktan ziyade, farklı........
