menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Siyasette ittifak arayışları: Tercih değil zorunluluk

32 85
22.02.2026

Türkiye’de seçim yasası ve buna bağlı olarak seçim sistemlerini hep iktidardaki partiler kendi faydalarına olmak üzere değiştirmişlerdir. Bunu yaparlarken de Anayasa’ya konulan “yönetimde istikrar, temsilde adalet” gibi politik olarak hiçbir zemine oturmayan kavramın arkasına saklanmayı da ihmal etmemişlerdir.

Üzerinden buldozer gibi geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında toparlanamayan siyaset kurumu, cumhurbaşkanlığı sistemine geçildikten sonra iyice dağılmıştır. İktidarın kendisine muhalefet yaptığı, hangi partinin iktidarda, hangi partinin muhalefette olduğunun bile karıştığı bir dönemden geçiyoruz. Bu tablodan istikrarlı ve sağlıklı bir siyaset beklemek de doğal olarak hayal oluyor.

12 Eylül darbesi “temsilde adalet” yerine -kendisinin kurgulayacağını da düşündüğü için- “yönetimde istikrarı” öncelemiştir. Bu nedenle yüzde 10’luk ülke barajının yanına her seçim bölgesinde, o bölgenin çıkaracağı milletvekili sayısına bölünerek bulunan bir seçim bölgesi barajı getirmişti. Bu 2 barajın ekmeğini uzun süre yiyen ANAP, iktidarı döneminde, bu “adaletsizliği” gidermek yerine seçim sistemiyle ve bölgeleriyle hep oynadı. Bölge seçim barajı 1995 yılında ancak kaldırıldı. Yüzde 10 ülke barajı ise TBMM’ye girme yeteneği olan partilere sağladığı avantaj nedeniyle yakın zamana kadar muhafaza edildi. Şimdi baraj yüzde 7.

TBMM’ye girme yeteneği bulunan partiler, bu avantajlarını kaybetmemek için bir dönem de barajı “yönetimde istikrar” nedeniyle savunmak yerine “Kürt siyasetinin önünü kesmek” için “memleket meselesi” olarak da sundular. Bu en çok Kürt siyasetine yaradı. Olağanüstü bir organizasyon yeteneği ortaya koyarak TBMM’de her dönem grup kurmayı başardılar. Bugünkü parlamentodaki varlıkları da çok hassas bir dengeye denk geliyor.

Cumhurbaşkanlığı sistemine gelene kadar partiler arasında kurulan ittifakların tamamı barajı aşmaya yönelikti. Parlamentoya girmek için bir başka partiden aday olup daha sonra kendi partisine dönen milletvekilleri de vardı. Bunların önlenmesi için de yasal düzenlemeler yapılmıştı. Bu düzenlemelerle de ortaya gerçekten çok komik, partiler arası geçişi sağlamak için kurulan, ömürleri birkaç ay ile sınırlı hülle partileri ortaya çıkarmıştı. Bugün komik görünen bu olaylar siyasetin bugüne nasıl geldiğinin de göstergeleri arasında.

1991 genel seçimlerinde 2 ittifak pratiği yaşandı. HEP ile SHP ittifak yaptı, Kürt siyasetinin temsilcileri sivil siyaset alanına SHP sayesinde taşındı. Bunun maliyeti SHP için ağır oldu. Aynı seçimde bugünkü Saadet Partisi’nin öncüllerinden Refah Partisi, MHP’nin önceki adı olan Milliyetçi Çalışma Partisi ve Millet Partisi’nin o günkü adı olan Islahatçı Demokrasi Partisi, 3’lü ittifak yaptılar ve TBMM’ye girdiler. 1995 yılında BBP, ANAP ile ittifak yaptı ve 7 milletvekilliği kazandı. 1999’da DYP- BBP ittifakı barajı aşamadı. Bu seçimlerde bağımsız aday olan BBP Lideri Muhsin Yazıcıoğlu TBMM’ye girmeyi başardı.

Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmeden önce, Anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanını halkın seçmesi esası getirildiği için de ittifaklar devreye girmişti. 2014 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi için ilk ittifak MHP ile CHP arasında oldu ve Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına ortak aday olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çıkardılar. BBP ile DSP........

© Kısa Dalga