En iyi öğretmen tarihtir, eski Türkiye yani
Hep özlemini çektiğimiz o “eski bayramlar” yekpare, tek parçadan oluşmazdı. Muhtelif parçaları vardı. Mahalleler, bayram alışveriş heyecanları, ziyaret sıralaması gibi pek çok bileşeni vardı. En önemlisi o dönemlerde ülkede neşe vardı, bakın o eski yıların çekimlerine, diz boyu olan fukaralığa karşın sokaklardaki insanlar hayli neşeli.
Anadolu’da bayramlardaki kalabalıklara hep “şenlik” derler. Eğlenceli bir kalabalık anlamı da taşır bu aynı zamanda. Kalabalıktan mutlu olunurdu eski bayramlarda kısacası. Kimse tatile gitmezdi, olanak bulan memleketine giderdi, bayramda memleketindeki şenliği oluşturmak için.
Eski bayramlardan önce şenlikler gitti. Sonra sırasıyla bayramı bayram yapan ne varsa onlar. İlk bonbon şekere, akide şekeri yenildi, onu saatlerce süren emek ile yapılan lokum izledi. Sonra duygular ve ilişkiler gibi şeker de lokum da fabrikasyon oldu. Saatlerce el emeği ile üretilen lokum, akide şekeri, makinelerde saniyelerin ürünü olan bonbon şekerine, üretimi ucuzlayan ama kalitesi de düşen çikolataya yenildiler. Bileşenleriyle birlikte bayramlar da mekanikleşti, ruhunu kaybetti.
“O eski Türkiye” diyerek politik bir anlam katıp olumsuz hale getirilmek istenilen memleket, lokumun, akide şekerinin, şenliklerin olduğu Türkiye’ydi. Neşeli insanların bayramları coşku ile kutladıkları ülkeydi orası ama “eskittiler”.
Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidardaki 23 yılı, sesiz sedasız tam da AKP siyasetine uygun olarak geçiştirildi. Kutlamaları sanırım “çeyrek yüzyıl” için yani 2 yıl sonraya sakladılar. Seçimlerin yapılacağı 2 yıl sonra da memleketin tablosu değişmeyecek. Çökmüş kurumlar, çürümüş siyaset ve onun da çürüttüğü toplumsal yapı.
Cumhuriyetin temellerini atan kadro, görev aldıkları bir dünya imparatorluğunun çöküşüne tanıklık yapmışlardır. Bu çok ağır bir deneyimdir. Bunu hiç unutmadıkları, sıfırdan inşa ettikleri cumhuriyetin her taşında, tuğlasında ortaya çıkar.
Bu ülkenin tarihinde, bugün ihtiyaç duyduğumuz her bilgi, bedeli de ağır ödenmiş deneyimlerle mevcuttur. Bunun kıymetini toptan siyasetin yanı sıra sivil ve askeri bürokrasinin de çok bilinçli bir şekilde bilmesi gerekir.
Mesela ülkemizin üzerinde NATO’nun düşürdüğü “İran’dan atıldığı” söylenen füzeler. Balkan yenilgisini hazmedemeyen Osmanlı, Dünya Savaşı’na Almanya’nın provokasyonuyla girmiştir ve yenilmekle kalmamış, yok olmuştur. Şimdi Türkiye üzerindeki her füze Yavuz ve Midilli (Goben ve Breslua) gemileri gibidir Türkiye için. Bu kesin hüküm 112 yıl önceki deneyimle kesin olarak verilmiştir.
Kurtuluş Savaşı döneminde Rusya ile işgal güçlerini karşılarına alan bir iş birliği inşa edilmiştir. Bu ilişki bıçak sırtı bir ilişkidir ve Genç Cumhuriyet döneminde de şahane bir denge içinde Rusya’yı da karşıya almadan sürdürülmüştür. 2’nci Dünya Savaşı'na girmemek için verilen diplomatik mücadele de “bıçak sırtıdır” ve müthiş bir denge içinde yürütülmüştür. Körfez Savaşı'na uzak durmamız, 1 Mart tezkeresinin geçmemesi bu tarihsel duruşun tekrarından başka bir şey değildir.
Bu ülkenin tarihten öğrendiği en somut bilgi savaştan uzak durmasıdır. “Yurtta barış, dünyada barış” ortaya söylenmiş öylesine bir slogan değildir. İşi savaşmak olan bir komutanın sözleridir bu elde edilen deneyimlerin yanı sıra.
İran ve Ortadoğu ile kurulan ilişkiler cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman “hayali ve fantastik” olmamıştır. Tarihsel deneyimler hep ilişkilerin niteliğini belirlemiştir. İran ile bu dengeli ve mantıklı ilişki hiç bozulmamıştır, Ortadoğu’daki etkinlik mücadelelerine karşın.
Bugün Ortadoğu’da yaşanan emperyalist saldırılara karşı alınacak tavır, takınılacak tutum için bakılacak olan yer Türkiye tarihidir. Başka hiçbir şeye ihtiyaç yoktur. Nitekim Ortadoğu konusunda çok “bocalayan” iktidarın da bu tarihsel birikime sahip devlet bürokrasisini çok zorlamadığına tanıklık yapıyoruz. Zorlandıkları zaman neler olduğunu da bizzat yaşayarak öğrendiler.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın MİT pratiğine baktığımız zaman kaygı duymamak elde değil. ABD’nin sadece Suriye kaynaklı olmayan nedenlerden dolayı Türkiye üzerinde çok etkin olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu, o tarihsel birikimi de hayli riske sokmaktadır.
Hakan Fidan, yaptığı bir açıklamada “İran’ın bölge ülkelerine saldırmasını gerektirecek hiçbir şey” olmadığını söyledi. Türkiye olarak altına imza attığımız belgede de bu ifade aynen yer alıyor. Bunun doğru olmadığını kendileri de biliyorlar. Oysa sadece Sisi, Mısır’da darbe yaptıktan sonra sokak gösterilerinde katledilen Rabia için bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan gözyaşı dökmüş, AKP’nin “el” ile yapılan sembolü haline gelmişti Rabia işareti. O dönemi hatırlayın, sınır komşumuz olsaydı, nerede savaşacaktık Mısır ile? Şimdi İran’da 163 avuç içi kadar çocuk, üzerlerine tonlarca bomba atılarak paramparça edildiler. Bunu bilerek yaptılar, hem de. Türkiye’nin “gıkı” çıkmadı. Bu memleket bunu gerçekten hak etmiyor, tarihsel mirası da buna izin vermez zaten.
AKP için milat iktidara geldikleri tarihten başlıyor. Buzdolabı, traktör, okullarda tuvalet, iğne ile sınırlı kalmayan hukuk, özgür medya, demokrasi, yani aklınıza gelebilecek her şey 2002 yılında başladı. Adını “eski Türkiye” koydukları dönem için anlattıkları her türlü olumsuzluk, pratikte “yeni Türkiye” aslında. Yeni dedikleri, kendilerinin bile hatırlamak istemedikleri, unutmaya ve unutturmaya çalıştıkları 24 yıllık iktidarları aslında. Tarih çok iyi bir öğretmendir. Bu 24 yıl bile çok şey öğretiyor. Unutulmasını istedikleri şey de tam bu aslında.
Bayramda akide şekeri ile başlayan lokum tadında biten “şenlikli” bir yazı yazmak lazımdı ama yine olmadı. Bu yazının yazılacağından hiç umudumu kesmeden herkesin iyi bir bayram geçirmiş olmasını da dilerim…
Sedat Bozkurt, Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu gazetecilik bölümü mezunu. Mesleğe Günaydın Gazetesi’nde başladı. 38 yıllık gazetecilik serüveninde ANKA Haber Ajansı, Yeni Yüzyıl, TV 8, Yeni Bin Yıl, ATV, Birgün Gazetesi ve Fox TV’de, muhabirlik, yazarlık, haber müdürlüğü ve temsilcilik görevlerinde bulundu. Bir dönem Bilkent Üniversitesi’nde genel gazetecilik, 7 yıl da Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “medya ve toplumsal temsil ile yurttaş gazeteciliği” derslerini verdi. Halen UM-AG’da gazetecilik dersleri veriyor.Mesleki alanda pek çok ödül aldı. Meslek örgütlerinde çeşitli yöneticilik görevleri üstlendi. ÇGD, VAVEK, PMD ve Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Yayınlanmış çok sayıda politik makalesi ile birkaç öyküsü bulunmaktadır. Deneyimli bir Ankara gazetecisidir.
Sedat Bozkurt, Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Yüksek Okulu gazetecilik bölümü mezunu. Mesleğe Günaydın Gazetesi’nde başladı. 38 yıllık gazetecilik serüveninde ANKA Haber Ajansı, Yeni Yüzyıl, TV 8, Yeni Bin Yıl, ATV, Birgün Gazetesi ve Fox TV’de, muhabirlik, yazarlık, haber müdürlüğü ve temsilcilik görevlerinde bulundu. Bir dönem Bilkent Üniversitesi’nde genel gazetecilik, 7 yıl da Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde “medya ve toplumsal temsil ile yurttaş gazeteciliği” derslerini verdi. Halen UM-AG’da gazetecilik dersleri veriyor.
Mesleki alanda pek çok ödül aldı. Meslek örgütlerinde çeşitli yöneticilik görevleri üstlendi. ÇGD, VAVEK, PMD ve Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. Yayınlanmış çok sayıda politik makalesi ile birkaç öyküsü bulunmaktadır. Deneyimli bir Ankara gazetecisidir.
