menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ara seçim mi, seçimlerin zamanında yapılması mı?

27 0
12.04.2026

Siyasi partilerin kimliğini, politik yörüngesini, rotasını, parti programları belirler. Siyasi partilere yöneltilen “Sen nesin, ne yapacaksın?” sorularına, bu parti programları yanıt verir.

ABD’de Demokrat Parti’yi merkezden biraz sola kaydıran, programında yer alan liberal ve sosyal devlet yaklaşımlarıdır. Muhafazakâr partinin ise en temel özelliği dünyadaki tüm sağ partilerde olduğu gibi, “geleneksel değerler” diyerek oluşturduğu “flu” zemin üzerine siyaset inşa etmeye çalışmasıdır. Muhafazakâr partinin en önemli ekonomik tezi de devletin bu alanda hemen hemen “ortalıkta” görünmemesini sağlamaktır.

Demokrat Parti (DP) ile başlatılan Türk sağının tüm partilerinin programlarının birbirine benzemesi, sağcılığın en önemli özelliklerinden biridir. İlk sağ parti DP ile son sağ parti AKP’nin programları arasındaki benzerlik şaşırtıcıdır. Özellikle devlet-birey ilişkisi ve ekonomideki liberal yaklaşımlar, özgürlüklere bakış, anlam itibarıyla neredeyse aynıdır. AKP’nin eğip bükerek dilinden düşürmediği “millet iradesi” ifadesi, DP’nin o zamanki sloganı olan “Yeter söz milletindir” şeklinde olmuştu. Sağ siyaset bunu söylemeyi çok sevmiştir. Sağ siyasetin iktidar olmuş temsilcileri ANAP, AP ve DYP’nin parti programları da hemen hemen aynıdır. Parti programlarındaki liberal ve özgürlükçü yaklaşımlara karşın, özellikle 10 yıl iktidarda kalan DP ile 24 yıldır iktidarda olan AKP, uygulamada parti programlarında yazdıklarının tam tersini yapmıştır. Bu da artık hepsinin ortak bir özelliği hâline gelmiştir.

Demokrasi Platformu geçtiğimiz hafta “önce siyaset değişmeli” başlıklı bir panel düzenledi. Değişim talebinin “hayli deneyimli” siyasetçilerden gelmesi dikkat çekiciydi. Paneldeki Ertuğrul Günay, Hüseyin Çelik, Taha Akyol, Doğu Ergil, Haşim Kılıç ve Bekir Agırdır’ın varlığı, Türk siyasi tarihinin 50 yıllık deneyimiyle birlikte özetini de temsil ediyordu. Haşim Kılıç, açılış konuşmasında 2010 referandum değişikliğiyle yargı kurumunda ortaya çıkan “yürütmeye bağlı” hâli eleştirdi; Hüseyin Çelik de AKP’yi, hem de yazımında bizzat yer aldığı parti programı üzerinden eleştirdi. Çelik’in eleştiri hattının içinde DP de vardı, toptan sağ siyaset de. Bir gazeteci arkadaşıma, paneli klişe haline gelen “deneyimli liberaller rahatsız” başlığıyla haberleştirmesini önerdim. Bu paneli bugün Türk siyasetinde aktif rol almış hemen hemen herkesin izlemesini isterim. Çok faydalı olacaktır.

Demokrasilerin en önemli sermayesi elde ettiği birikimler ve yaşadığı deneyimlerle sahip olduğu olgunluktur. Bugün Türk siyasetindeki en önemli eksiklik de budur. Sağ ya da sol partilerin hiçbirinde deneyimli isimler yeterince yer almıyor; “gençleşme” fetişizmi adı altında gerçekten acemi siyasetçilerin yönettiği partiler halkta heyecan da yaratmıyor. Burada bir denge olmalı.

Sağ siyasetin yaşam damarı; iktidar

Recep Tayyip Erdoğan parti siyasetinde deneyimli ama devlette deneyimsiz bir biçimde hem başbakan hem de cumhurbaşkanı oldu. Ortalama muhafazakâr sağ seçmenin duyduklarıyla oluşturduğu ezberlerle meselelere baktığı bir penceresi vardı. Sağ partilerin programlarında yer alan kavramların tamamına bu “ezberlerde” rastlayabilirsiniz; ancak bu kavramların “anlamı neydi ve gereği nasıl yapılırdı?” kısmı yoktur. Yakın çalışma arkadaşları başbakan olduktan sonra NATO’yu, AB’yi, hatta TBMM’yi ve işleyişini uzun uzun anlatmak zorunda kalmışlardı. Yola çıktıkları zaman hep anlatılan o masa altından “Abdullah Gül’ün ayağıyla uyarması” dönemleri tam da bu dönemlerdir. Bu ezberlerin en kalın örneği, ara sıra dile getirilen “Abdulhamit döneminde Osmanlı 1 gram toprak kaybetmemiştir” tezidir.

Türk siyasetindeki deneyim ve birikimin bugün tıkanan siyasetin açılmasında yararı olacağı ortadadır. Özellikle sağ siyasetin tekrar demokratik bir yörüngeye yerleşmesi ve........

© Kısa Dalga