Gülistan Doku dosyası: Bir rejim hikâyesi
Gülistan Doku dosyası, Türkiye’de herhangi bir adli soruşturma gibi başlayıp öyle devam eden bir dosya olmadı.
En başından itibaren, devletin kimi zaman nasıl görünmez bir duvar gibi hakikatin önüne dikildiği görüldü.
Bu yüzden Gülistan Doku dosyasını konuşurken yalnızca bir “faili meçhul cinayetin aydınlatılması” vakasını konuşmuş olmuyoruz. Bir rejim fotoğrafına bakıyoruz. O fotoğrafın içinde yargı var, siyaset var, bürokrasi var, medya var. En çok da güç karşısında savunmasız bırakılmış yurttaş var.
Aradan geçen yıllar, bu dosyanın neden sıradan bir soruşturma olmadığını fazlasıyla gösterdi. Normal bir hukuk devletinde, böylesine ağır kuşkular barındıran bir olayda ilk yapılması gereken şey delilleri toplamak, şüpheleri dağıtmak ve kamuoyunun güvenini sağlayacak şeffaf bir soruşturma yürütmektir. Oysa Türkiye’de çoğu kez bunun tersi yaşanıyor: Soruşturmanın kendisi gerçeğe ulaşmanın aracı olmaktan çıkıp gerçeğin üzerini örten bir sis tabakasına dönüşebiliyor.
Gülistan Doku dosyasında kamuoyunun hafızasına kazınan tam da bu oldu. Dosya ilerlemedikçe kuşkular büyüdü. Karanlık dağıtılmadıkça, devletin belirli kademelerinde bir koruma refleksinin devreye girdiği düşüncesi güçlendi. Bu ülkenin yurttaşları artık karartılmak isteneni biliyor ve adalet talebini her şeye rağmen canlı tutuyor; hakikatin, sessizlikle saklandığını biliyor.
Gülistan Doku dosyasının politik niteliği de buradan doğuyor. Bir genç kadının ortadan kaybolduğu, ailesinin yıllardır adalet aradığı, toplumun vicdanında kapanmayan bir yaranın büyüdüğü yerde, devletin tavrı teknik bir soruşturma meselesi olmaktan çıkar. Siyasi bir rejim tartışmasına dönüşür. Çünkü mesele artık “delil toplandı mı?” sorusundan ibaret değildir; “bu ülkede kim, kimi, hangi güçle koruyabiliyor?” sorusudur.
Bu vahim olayın Tunceli/Dersim’de yaşanmış olması da ayrıca önemli. Türkiye’de mekânlar yalnızca coğrafi değildir; tarih taşır, hafıza taşır, devletle kurulan ilişkinin izini taşır. Bu yüzden bazı şehirlerde yaşanan olaylar, yalnızca bir olay olarak kalmaz; devlet-toplum ilişkisinin tarihi bagajını da beraberinde taşır. Dersim isminin kendisi........
