menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

1999’dan bugüne...

10 0
28.03.2025

1999 yılında parlamento muhabiri olarak göreve başladığım yıl kimilerine göre terör sorunu, kimilerine göre Kürt sorunu kimilerine göre insan hakları sorunu ve kimilerine göre de emperyalist bir proje olan malum konu yine Türkiye’nin gündemindeydi.

Bir parlamento muhabiri olarak sık sık milletvekilleriyle röportajlar yapar, özel sohbetlerde bulunurduk. O dönemde HEP, DEP, HADEP çizgisinden gelen partililer ve milletvekilleriyle konuştuğunuzda, “Dilimizi konuşmak istiyoruz, Kürtçe müzik dinlemek istiyoruz, Kürtçe radyo ve televizyon olmalı” diye anlatırlardı. Özetle talepler bunlardı...

Zaman içinde özellikle AKP iktidarları döneminde bu çerçevede önemli adımlar atıldı. Geçmişin aptalca uygulamalarına son verildi. Kimsenin dilini konuşması bugün Türkiye’de sorun değil. Müzik, ana dilin öğrenimi, radyo-TV yayınları rahatlıkla yapılıyor. İsteyen istediği dili özel kurslarda öğrenebilir. Kimsenin kimseye bu konuda bir şey söylemeye hakkı da yok haddi de. Peki talepler bitti mi? Elbette hayır. Çıta her geçen yıl ve her geçen dönem yükseltildi.

Peki bugün ne isteniyor? En son demokratik özerklik de kalmıştık. Kabul görmeyince bugün ana dilde eğitim, eşit vatandaşlık, Anayasa’da değişiklik vs deniyor. Ama bazıları da açıkça federasyondan söz ediyor. Hatta bazıları “Kürt illeri, Türk illeri” diyerek kafasında Türkiye’yi iller bazında bölmüş bile.

Neden bunları yazıyorum?

Türkiye yine adı konulmamış bir sürecin içinde buldu kendini... Bu sürece AKP’nin yüklediği anlamla DEM’lilerin yüklediği anlam kesinlikle aynı değil. MHP’lilerin yüklediği anlam ise hiç değil...

Bakın yine parlamento muhabirliği günlerinden söz etmek istiyorum. Çözüm süreci denilen sürece bizzat şahit olmuş bir gazeteci olarak bu satırları yazıyorum. Gizli görüşmelerin 2009 yılında başladığı sonradan ortaya çıkan ama 2013-2015 arasında açıktan yürütülen çözüm süreci döneminde, medyanın amiral gemileri savrulmaya başlamıştı. Basın meslek ilkeleri yayınlayanlar ilkesizliğin çukuruna düşmüşlerdi. Bizler de gazetecilik yapıyoruz diye debelenen kişilerdik.

O dönemde yine süreç bütün samimiyetsizliğiyle ve ne olduğu belli olmayan bir şekilde ilerlerken,........

© Kısa Dalga