Bir açıklama, bir ziyaret ve bazı trajik-komik şeyler...
Yaklaşık 6 aylık aranın ardından adaya geri dönen ve Kıbrıs sorununda yeni süreç arayışlarına devam eden BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in kişisel temsilcisi Maria Holguin, bilindiği üzere hafta başında Ankara ve Atina’ya gitti.
Salı günü gittiği Atina ziyareti, beklenildiği üzere Yunan Dışişleri Bakanı Yogos Gerapetridis’in, Kıbrıs’taki yeni olası sürece ve federal çözüme olan desteğinin tekrarlandığı bir açıklamayla sonuçlandı.
Ama ondan önce gittiği Ankara’da, Dışişleri Hakan Fidan ile görüşen Holguin’in beklenen desteği aldığını söylemek çok zorlama olur.
Çünkü Holguin görüşmesi sonrası Fidan, adada en gerçekçi çözümün “yan yana iki devlet” olduğunu ifade ederek, eşit egemenlik vurgusunu yaptı. Yani iki devletli çözüm dedi.
Yeni süreçle ilgili yeşermeye başlayan umutlara darbe niteliğinde sayılabilecek bu açıklamanın, Kıbrıs’ın kuzeyinde de bir takım tartışmaları ateşlediğini gördük.
Oraya geleceğim ama öncelikle sorulması gereken bir takım sualler vardır.
Mesela, Rum lider sabah akşam “bu sürecin yeşil ışığını Mart ayında Ankara’da Genel Sekreter Guterres ile görüşen Erdoğan yakmıştır” ifadelerini tekrarlarken -ve bu ifadeler Türkiye tarafından yalanlanmazken- Fidan, neden böyle bir açıklama yapmıştır?
Türkiye, Çarşamba günü AP’de kabul edilen ve çok sert ifadelerle dolu olan Türkiye’nin yeni ilerleme raporuna yönelik bir tepki mi ortaya koymaya çalışmaktadır?
Rapor, bilindik ve özellikle 2018’den bu yana devam eden Türkiye’deki otokratikleşme süreci ve insan hakları ihlalleri yanında, ilk kez bir Türk bakanın açıkça hedef alındığı bir metindir.
Bununla da kalmayan rapor, Türkiye’nin Kıbrıslı tabiriyle ‘golifa’ gibi dağıttığı diplomatik pasaportların, maksadının çok dışına taşmasını da gündem etmiş ve bu konuda kesin uyarılarda da bulunmuştur.
Vize serbestisi konusunda Türkiye’den istenilen 72 kriterden, 66’sının yerine getirilmesine rağmen, son 6 kriter konusunda hala daha atılmayan adımlara getirilen eleştiriler, raporda kendisine yer bulmuştur.
Raporun artık bir çeşit ‘gerileme raporu’ şeklinde anılmasının en büyük sebeplerinden olan Kıbrıs konusunda, AP’nin Türkiye’ye yaptığı “iki devletli ısrarından vazgeç” çağrısını, Fidan’ın ifadelerini aynı bohçaya koymamız gerekmektedir.
Yine bu bağlamda, tam da Türkiye’nin AB’nin güvenlik programı olan SAFE’e katılımı konuşulurken, Türkiye Dışişleri Bakanının raporun onaylanacağı gün Moskova’ya gitmesi, yani kısaca Rusya ile dirsek temasında bulunması, oynanmakta olan satrancın bir başka hamlesi olarak çok manidardır.
Dolayısıyla,........
