Yapay Zekâ Çağında Eğitim: (2)
Okul Öncesinden Başlayarak Deweyci Yapay Zekâ
Bir çocuğun öğrenmesi, çoğu zaman bir cümleyle değil, bir bakışla başlar. Bir “neden”le. Bir oyunun içinde aniden beliren bir merak kıvılcımıyla. John Dewey bu kıvılcımı ciddiye alan bir düşünürdü: Öğrenmeyi, hazır bilginin paketlenmiş hâli olarak değil; insanın dünyayla kurduğu temasın, denemenin, yanılmanın, yeniden düşünmenin adı olarak gördü. Bugün yapay zekâ sınıfa girdiğinde, aslında bu kıvılcımın etrafına yeni bir rüzgâr ekliyor. Rüzgârın yönü iyi olursa ateşi büyütür; yönü kötü olursa söndürür.
Bu yazıda meseleyi bir kez daha en başa, yani çocuğun başlangıcına götürmek istiyorum. Okul öncesinden liseye uzanan bir hat üzerinde şu soruyu takip edeceğiz: Yapay zekâ, Deweyci bir eğitim felsefesiyle buluştuğunda ne olur? Daha doğrusu, ne olmalı?
Dewey’in temel iddiası basittir ama serttir: Eğitim, bir içerik taşımacılığı değildir; bir deneyim mimarlığıdır. Öğretmen “bilgi dağıtan” değil, öğrenme deneyimini tasarlayan kişidir. Öğrenci ise bir tüketici değil; anlam kuran, hata yapan, düzeltip yeniden deneyen bir özne.
Bugün yapay zekâ, eğitimde çoğu zaman “içerik üretme” ya da “ölçme–değerlendirme hızlandırma” aracı olarak ele alınıyor. Oysa Deweyci çizgide yapay zekânın yeri bambaşkadır: Yapay zekâ, öğretmenin yerine geçmek için değil, öğretmenin kurduğu deneyim alanını zenginleştirmek için vardır.
Kural şu olmalıdır:
Algoritma önerir; öğretmen karar verir.
Makine hızlandırır; insan anlamlandırır.
Sistem ölçer; eğitim düşünür.
Bu çerçeveyi şimdi yaş dönemlerine göre açalım.
I. Okul Öncesi: Merakı Korumak, İlişkiyi Kırmamak
Okul öncesi eğitim, Deweyci pedagojinin en doğal habitatıdır. Çünkü çocuk zaten “yaparak-yaşayarak” öğrenir. Sorusunu kurar, oyunun içinde hipotez üretir, başarısız olur, güler, tekrar dener. Bu yaşta eğitim, çocuğu içerikle doldurmak değil; onun dünyayla temasını düzenlemek, merakını büyütmek, dilini, bedenini ve duygusunu bir arada geliştirmek demektir.
İşte burada yapay zekâ kritik bir sınava girer: Çocukla öğretmen arasına bir “ekran” mı koyacak, yoksa öğretmenin çocuğa sunduğu dünyayı çoğaltan bir “arka plan asistanı” mı olacak?
Deweyci bir okul öncesi için yapay zekânın rolü, çocuğun yerine düşünmek değil; öğretmene daha zengin oyun ve hikâye ekolojisi sunmaktır. Örneğin:
Öğretmen, sınıftaki temaya göre (mevsimler, hayvanlar, su, komşuluk, paylaşma) farklı hikâye kurguları ister. Yapay zekâ, öğretmenin seçip dönüştürebileceği alternatifler sunar.
Çocukların dil gelişimi için öğretmen, aynı hikâyenin farklı düzeylerde anlatımını hazırlatır.
Öğretmen, çocukların duygu tanıma ve sosyal ilişki becerileri için gündelik durum senaryoları üretir: “Oyuncağı paylaşmayan bir arkadaş”, “kırılan bir kalem”, “kaybolan bir eşya” gibi.
Ama burada altın kural şudur:........
