Kıbrıs'ta görünmeyen savaş!
MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Bir tarafta barış müzakereleri sürerken, diğer tarafta savaşın bilinçaltındaki etkileri nesilden nesile aktarılmaya devam ediyor. Bu görünmeyen süreç, Kıbrıs'ta kalıcı barışın en kritik fakat en çok ihmal edilen boyutlarından biridir.
Bazı savaşlar ateşkesle sona erer. Bazıları ise silahlar sustuktan sonra görünmez biçimde yaşamaya devam eder. Haritalar değişebilir, sınırlar yeniden çizilebilir, diplomatik masalar yeniden kurulabilir; ancak savaşın insanın bilinçaltında bıraktığı izler, çoğu zaman resmi anlaşmalardan çok daha uzun ömürlü olur. O izler ailelerin sessizliklerinde, çocuk yetiştirme biçimlerinde, kimlik algılarında, tehdit değerlendirmelerinde, güven duygusunda ve geleceğe bakışlarında yaşamaya devam eder. İşte Kıbrıs sorununun belki de bugüne kadar en fazla ihmal edilen, ancak çözüm açısından en stratejik boyutlarından biri aslında tam da burada yatmaktadır.
Yaklaşık yarım asırdır Kıbrıs sorunu siyasi, hukuki, güvenlik, mülkiyet ve yönetim modelleri üzerinden tartışılmaktadır. Sayısız müzakere gerçekleştirilmiş, güven artırıcı önlemler geliştirilmiş, teknik komiteler kurulmuş ve uluslararası girişimler hayata geçirilmiştir. Buna rağmen kalıcı bir çözüme ulaşılamamıştır. Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme getirmektedir: Acaba bugüne kadar çözümün en önemli halkalarından biri hep gözden mi kaçırıldı?
Son yıllarda, hem uluslararası bilimsel literatürde yayımlanan çalışmalar hem de bilinçaltı davranış bilimleri alanındaki araştırmalar, değerlendirmeler ve gözlemlerimiz, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıs Rumları bağlamında, bu soruya yeni bir perspektiften bakmayı zorunlu kılmaktadır. Çalışmalar, 1974'ün yalnızca o dönemi yaşayan bireyleri değil, onların çocuklarını ve torunlarını da etkileyen uzun vadeli sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaktadır. Aile anlatıları, eğitim sistemleri, toplumsal hafıza, göç deneyimleri, kayıp yakınlarının yaşadığı belirsizlikler ve uzun yıllar konuşulamayan acılar, yalnızca geçmişin hatıraları değildir; aynı zamanda yeni nesillerin bilinçaltını şekillendiren görünmez miraslarıdır.
Bugün Kıbrıs'ta, siyasi çözüm için yürütülen süreç ile savaşın nesilden nesile aktarılan görünmeyen etkileri aynı anda ilerlemektedir. İşte Kıbrıs sorununun en kritik paradoksu da budur. Bir tarafta, barışı inşa etmeye çalışan diplomatik süreçler devam ederken, diğer tarafta, savaşın bilinçaltındaki izleri hiçbir sistematik müdahale olmaksızın, yeni kuşaklara aktarılmayı sürdürmektedir. Bir süreç geleceği inşa etmeye çalışırken, diğer süreç fark edilmeden geçmişi geleceğe taşımaktadır.
Bu nedenle artık savaşın kuşaklararası etkileri yalnızca bilimsel ilginin konusu olarak görülemez. Bu mesele doğrudan doğruya Kıbrıs müzakere sürecinin stratejik bir parçası olarak ele alınmalıdır.
Bugün hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıs Rumları üzerinde yürütülen tüm çalışmalar, farklı toplumsal deneyimlerden yola çıksalar da, ortak bir gerçeğe işaret etmektedir. Araştırmalar savaşın bıraktığı görünmez yüklerin ikinci ve üçüncü kuşaklarda çeşitli biçimlerde yaşamaya devam ettiğini göstermektedir. Bir tarafta savaşın ve yerinden edilmenin toplumsal hafızası, eğitim sistemi ve aile anlatılarıyla canlı tutulurken, diğer tarafta benzer biçimde savaşın aile yapıları, kaygı düzeyleri, güven ilişkileri ve davranış kalıpları üzerindeki uzun vadeli etkileri, bilimsel bulgularla doğrulanmaktadır.
Bu noktada dikkat çekici olan, iki toplumun yaşadığı tarihsel deneyimlerin farklı olmasına rağmen, bilinçaltının işleyiş mekanizmalarının benzer özellikler göstermesidir.
İşte bütün bu araştırmaların işaret ettiği ortak gerçek tam da budur: Acılar farklı olabilir; ancak bilinçaltının acıyı işleme biçimi açısından insan doğası ortaktır.
İnsan büyük sarsıntıları yalnızca hatırlamaz. Onları davranış biçimlerine dönüştürür. Kimi zaman aşırı korumacı ebeveynlik olarak... Kimi zaman yüksek tehdit algısı olarak... Kimi zaman sürekli tetikte olma hâli olarak... Kimi zaman ise hiç konuşulmayan sessizlikler olarak...
İşte tam da bu nedenle savaş yalnızca cephede yaşanmaz.
Savaş bazen çocuk yetiştirme biçimlerinde de devam eder.
Bazen, aile içindeki suskunluklarda.
Bazen, hiç gidilmemiş köylere duyulan özlemde.
Ve bazen de, hiç yaşanmamış bir korkunun, gelecek nesiller tarafından gerçekmiş gibi hissedilmesinde...
Bilim dünyasında son yirmi yılda, tarihsel ve toplumsal travmaların kuşaklararası aktarımı üzerine yürütülen çalışmalar önemli ölçüde artmıştır. Holokost'tan Bosna-Hersek'e, Ruanda'dan Kuzey İrlanda'ya, Güney Afrika'dan Latin Amerika'ya kadar birçok çatışma bölgesinde yapılan araştırmalar benzer sonuçlar ortaya koymaktadır. Büyük toplumsal kırılmalar yalnızca doğrudan mağdurları değil, sonraki kuşakların güven duygusunu, kimlik oluşumunu, toplumsal ilişkilerini ve geleceğe bakışını da etkileyebilmektedir. Özellikle bilinçaltı süreçlerine odaklanan çalışmalar, travmatik yaşam........
