menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir ülkenin diploması değer kaybederse, geleceği ne olur?

35 0
11.09.2026

MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Bir ülkenin üniversiteleri öğrenci kaybetmeye başladığında, aslında yalnızca öğrencilerini değil, dünyaya verdiği güveni de kaybetmeye başlar.

Bazı krizler gürültüyle gelir.

Bazıları ise sessizce…

Önce birkaç boş sınıfla başlar. Ardından azalan tercihler, kapanan programlar, düşen öğrenci ilgisi, artan ekonomik sıkıntılar ve mezuniyet sonrasında sorulan huzursuz sorular belirir.

Sonra bir gün fark edilir ki mesele artık yalnızca üniversitelerin meselesi değildir.

Mesele bir ülkenin geleceğidir.

KKTC'nin yükseköğretim alanında bugün yaşananlar tam da böyle okunmalıdır.

Ortada yalnızca öğrenci sayısındaki gerileme, boş kontenjanlar veya üniversitelerin ekonomik sıkıntıları yoktur.

Bunların çok daha ötesinde, giderek derinleşen bir güven ve itibar sorunu da bulunmaktadır.

Ve belki de bu nedenle bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:

KKTC üniversiteleri neden öğrenci kaybediyor?

Bir ülkenin üniversiteleri, öğrencilerinin gözünde neden geleceğin güvenli adresi olmaktan uzaklaşmaya başlar?

Çünkü bir öğrenci üniversite seçerken aslında yalnızca bir okul seçmez.

Hayatının yönünü de seçer.

Ailesinin birikimini…

Gençliğinin en değerli yıllarını…

Ve geleceğe ilişkin umutlarını o kuruma emanet eder.

İşte bu nedenle üniversiteler sıradan kurumlar değildir.

Bir ülkenin geleceğe yazdığı teminat mektuplarıdır.

GÜVEN KAYBEDİLİRSE, BİNA AYAKTA KALSA DA ÜNİVERSİTE ZAYIFLAR!

“Bir kurumun duvarlarını beton, itibarını ise güven ayakta tutar.”

Bugün KKTC yükseköğretiminde en fazla üzerinde durulması gereken mesele budur.

Sahte diploma iddiaları, akademik usulsüzlük tartışmaları, denetim mekanizmalarına ilişkin soru işaretleri ve uluslararası tanınma konusundaki tartışmalar, yalnızca ilgili kurumları ilgilendiren olaylar olarak görülemez.

Çünkü eğitim dünyasında itibar bulaşıcıdır.

Bir yerde ortaya çıkan ciddi bir güven sorunu, aynı sistem içinde bulunan diğer kurumların üzerine de gölge düşürür.

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken büyük bir adaletsizlik vardır:

Gerçekten çalışan, alın teriyle mezun olan, yıllarca derslerine giren, sınavlarını veren ve diplomasını hak ederek alan öğrenciler de bu gölgenin altında kalır.

İşte asıl trajedi budur.

Sahte diploma düzenleyen bir kişinin suçu, gerçek diplomasını alın teriyle kazanmış bir gencin geleceğini karartmamalıdır.

Fakat bunun gerçekleşmemesi için yalnızca “bizim üniversitemizde sorun yok” demek yeterli değildir.

Dünyaya bunun kanıtlanması gerekir.

Diplomanın gerçekliği…

Akademik programın içeriği…

Stajların yeterliliği…

Mezunun kazandığı yetkinlik…

Bütün bunların uluslararası ölçekte doğrulanabilir olması gerekir.

Çünkü artık dünyada yalnızca diplomaya bakılmıyor.

Diplomanın arkasındaki sisteme de bakılıyor.

DİPLOMA İLE GELECEK ARASINDA GÖRÜNMEZ BİR DUVAR OLUŞMAMALI!

“Bir diplomanın üzerinde üniversitenin adı yazabilir; fakat onun gerçek değeri, mezunun önüne açtığı kapılarda anlaşılır.”

Burada çok önemli bir yanılgıyı da ortadan kaldırmak gerekiyor.

Bir diplomanın akademik olarak tanınması ile o diploma sahibinin başka bir ülkede mesleğini yapabilmesi aynı şey değildir.

Özellikle sağlık gibi belirli kurallara bağlı mesleklerde, yalnızca diplomanın akademik olarak tanınması günümüzde yeterli olmaz. Mezunun aldığı eğitimin ve mezun olduğu programın, mesleğini yapmak istediği ülkenin yetkili kurumları tarafından ayrıca değerlendirilmesi ve mesleği yapabilmesi için gerekli onayın verilmesi gerekiyor.

Dolayısıyla gençlere yalnızca:

“Diploman tanınıyor.”

“Bu diplomayla hayatını kurabilecek misin?”

Bir doktor, mühendis, eczacı, hemşire veya başka bir meslek mensubu mezun olduğunda karşısına yeni bir bürokratik duvar çıkıyorsa, mesele artık yalnızca akademik değildir.

Bu durum, doğrudan doğruya insan hayatına dokunan bir gelecek meselesidir.

Bir genç dört yılını verir.

Ailesi yıllarca ekonomik fedakârlık yapar.

Sonra başka bir ülkede karşısına:

“Eğitimini yeniden inceleyelim.”

“Stajını ayrıca değerlendirelim.”

“Mesleki yeterliliğini kanıtla.”

“Bu eğitimin hangi koşullarda verildiğini açıklığa kavuştur.”

gibi süreçler çıkarsa, burada ciddi bir soru sormak gerekir:

Bu genç üniversiteye başladığı gün kendisine bunların hepsi açıkça anlatıldı mı?

Eğer anlatılmadıysa, sorun yalnızca mezunun sorunu değildir.

Bu durum, eğitim sisteminin de sorunudur.

EN BÜYÜK TEHLİKE, GENÇLERİN UMUDUNU KAYBETMESİDİR!

“Bir ülkenin gençleri geleceğine inanmayı bırakırsa, o ülkenin en büyük kaybı nüfus değil, umuttur.”

KKTC'deki üniversite krizinin belki de en az konuşulan tarafı psikososyal boyutudur.

Bir genç üniversiteye başlarken büyük bir hayal taşır.

Bağımsız bir gelecek…

Fakat eğitim sürecinin sonunda diplomasının değerine ilişkin kuşku yaşamaya başlarsa, yalnızca akademik bir problem yaşamaz.

Kendi geleceğine ilişkin güvenini de kaybetmeye başlar.

“Doğru tercih yaptım mı?”

“Ailem boşuna mı fedakârlık yaptı?”

“Mezun olduğumda iş bulabilecek miyim?”

“Başka bir ülkede diplomam kabul edilecek mi?”

“Mesleğimi yapabilecek miyim?”

Bunlar genç bir insanın zihninde büyüdükçe, eğitim hayatının anlamı da değişir.

Öğrenci ders çalışırken artık yalnızca sınavı........

© Kıbrıs Postası