Bu ülke nereye gidiyor? Güvenin çöktüğü yerde sistem ayakta kalabilir mi?
MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Toplumların kırılma anları vardır; öyle anlar ki ekonomik göstergelerden önce insanların yüzündeki ifade değişir, sokaktaki konuşmaların tonu sertleşir, umut yerini sessiz bir kabullenişe bırakır. Bugün gelinen noktada yaşananlar, sadece ekonomik bir daralma ya da siyasi tartışmalar bütünü değildir; daha derin, daha yapısal ve daha sarsıcı bir güven krizinin yansımasıdır. Vatandaşın gündelik hayatında hissettiği baskı, yalnızca cebine giren paranın azalmasıyla sınırlı kalmamakta, aynı zamanda adalet, eşitlik ve temsil duygusunun da zedelenmesiyle büyümektedir.
KKTC'de ekonomik sıkıntılar karşısında alınan kararların yönü, halkın zihninde en büyük soru işaretini oluşturmaktadır. Krizlerin bedelini kim ödemelidir? Tasarruf adı altında yapılan uygulamalar neden toplumun en kırılgan kesimlerine yönelirken, yönetim kademesindeki ayrıcalıklar sorgulanmaz? Vatandaşın aklındaki bu sorular giderek daha yüksek sesle dile getirilmeye başlanmıştır. “Gerçekten çözüm arıyor musunuz, yoksa sadece günü mü kurtarıyorsunuz?” sorusu artık yalnızca bir eleştiri değil, aynı zamanda bir hesap sorma talebine dönüşmektedir.
Sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının artan tepkisi, toplumun farklı kesimlerinde biriken rahatsızlığın örgütlü bir yansıması olarak okunmalıdır. Hayat pahalılığı karşısında geliştirilen politikaların yetersiz bulunması, sadece ekonomik değil, sosyal bir adaletsizlik algısını da güçlendirmektedir. Genel grevlerin daha fazla konuşuluyor olması, sistemin artık yalnızca eleştiriyle değil, doğrudan eylemle karşı karşıya kalabileceğini de göstermektedir. Bu noktada kaçınılmaz bir soru yükselmektedir: “Bu kadar geniş bir toplumsal tepki oluşmuşken, neden hâlâ gerçek anlamda ortak bir çözüm zemini oluşturulamıyor?”
Öte yandan ülkedeki ifade özgürlüğü ve basın üzerindeki baskı iddiaları, kriz ortamını daha da derinleştiren bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Bir ülkede ekonomik sorunlar yaşanabilir, siyasi hatalar yapılabilir; ancak eleştiri mekanizmaları zayıflatıldığında sistem kendi kendini düzeltme yeteneğini kaybeder. Vatandaşın zihninde beliren şu soru oldukça çarpıcıdır: “KKTC'de eleştiriden neden korkuluyor? Şeffaflık neden bir tehdit gibi algılanıyor?”
Eğitim alanında ortaya atılan usulsüzlük ve sahtecilik iddiaları ise, yalnızca bugünü değil, geleceği de tehdit etmektedir. Bir ülkenin eğitim sistemine duyulan güven sarsıldığında, o ülkenin uluslararası itibarı da zarar görür. Bu noktada vatandaşın beklentisi nettir: KKTC'deki tüm üniversitelerde, kapsamlı, şeffaf ve kararlı bir inceleme süreci. Ancak bu yönde güçlü adımların atılmaması, “Kimler korunuyor?” sorusunu da beraberinde getirmektedir. Bu soru cevapsız kaldıkça, toplumsal güvensizlik daha da derinleşmektedir.
Siyasi alandaki tutarsızlıklar ve ilkesel kaymalar, toplumun zihinsel dünyasında derin bir kırılma yaratmaktadır. Seçim öncesi verilen sözlerle, seçim sonrası uygulamalar arasındaki uçurum büyüdükçe, temsil duygusu zayıflamakta ve siyaset bir güven kurumu olmaktan uzaklaşmaktadır. Vatandaş artık yalnızca “ne yapılıyor?” sorusunu değil, “neden böyle........
