menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Deniz Gezmiş asılmasa neler olacaktı?

17 0
23.03.2026

1960’ların sonu, Türkiye’de yalnızca bir gençlik hareketinin değil, aynı zamanda bir zihniyet kırılmasının da tarihidir. Üniversiteler, o günlerde  özellikle ODTÜ, yalnızca akademik üretimin değil; bağımsızlık, anti-emperyalizm ve ulusal egemenlik fikrinin tartışıldığı, keskinleştiği mekânlara dönüşür. 

Bu atmosferin en çarpıcı sembollerinden biri, ABD Büyükelçisi Robert Komer’in aracının 1959’da ODTÜ kampüsünde ters çevrilip yakılmasıdır. Bu eylem, yalnızca bir protesto değil; Türkiye’nin dış politikada bağımlı hale gelmesine karşı radikal bir tepkinin dışavurumuydu. O gün orada bulunan gençler, kendilerini bir ideolojinin değil, bir tarihsel sorumluluğun içinde görüyordu: “tam bağımsız Türkiye.”

Bu çizginin en görünür isimlerinden biri Deniz Gezmiş’in arkadaşlarıydı: Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan oradaydılar. Onlar, çoğu zaman ideolojik etiketlerle daraltılsa da, kendi beyanlarında ve savunmalarında açıkça Kemalist bir bağımsızlık çizgisine referans vermişlerdi. Mustafa Kemal’in anti-emperyalist mücadelesini, kendi dönemlerinin koşullarında yeniden üretmeye çalıştıklarını ifade etmişlerdi. Bu nedenle “Atatürkçü müydüler?” sorusu, onların söylemleri ve mahkeme savunmaları incelendiğinde, basit bir evet/hayır ikiliğinden çok daha derin bir bağ içerir: Onlar, ulusal egemenliği merkeze alan bir bağımsızlık hedefinin genç temsilcileriydi.

Ve sahne İstanbul’a, Dolmabahçe’ye kayar.

1968 yazı. Dolmabahçe........

© Kıbrıs Postası