menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

3 Haziran: Nazım Hikmet'in ölümsüzlük günü

27 20438
03.06.2026

Bazı ölümler takvimde durur; bazıları insanın içine gömülür.

3 Haziran, yalnızca Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümü değildir. 3 Haziran, bir ülkenin kendi şairine geç kalışının, bir halkın kendi vicdanıyla yüzleşemeyişinin, bir insanın memleket hasretiyle nasıl içten içe yandığının tarihidir. O gün Moskova’da bir kalp durdu. Ama aslında duran yalnızca bir kalp değildi. Bir çınarın gölgesinde dinlenmek isterken fırtınaya mahkûm edilmiş bir ömrün yorgunluğu durdu. Bir insanın içindeki memleket, gurbetin soğuk duvarına başını koydu. Bir şair, ömrü boyunca sevdiği topraklara hasret kalmışken, son nefesini o topraklardan uzakta verdi.

Ve o günden beri şu soru hâlâ içimizi yakıyor:

Bir insan vatanını bu kadar severken, vatan onu neden bu kadar yalnız bırakır?

Nazım Hikmet, yalnızca şiir yazmadı. O, insanın kalbine kazınan bir ses bıraktı. Bir işçinin nasırlı elinde, bir annenin susturulmuş duasında, bir mahkûmun demir parmaklıklar ardından baktığı gökyüzünde, bir çocuğun henüz adını koyamadığı umut duygusunda yaşadı. Onu sadece “şair” diye anmak bile bazen eksik kalır. Çünkü Nazım, kelimelerle yazılmış bir insanlık hâlidir. Sevdayı da, açlığı da, sürgünü de, memleketi de, adaleti de, umudu da aynı büyük yüreğin içinde taşıyan bir yangındır. Bazı insanlar yaşarken kendilerine ait değildir. Nazım da öyleydi. Onun kalbi yalnızca kendisi için atmadı. O kalp, yoksullar için attı. Haksızlığa uğrayanlar için attı. Sevgilisine kavuşamayanlar, oğluna sarılamayanlar, memleketinden uzakta yaşlanıp gidenler, insan kalabilmek için direnenler için attı.

Belki de bu yüzden onun ölümü hâlâ bitmedi.

Çünkü bazı insanlar ölünce toprağa karışır; bazıları ise insanların içindeki yaraya karışır.

Nazım’ın hayatına baktığımızda, yalnızca büyük bir şairin serüvenini görmeyiz. Aynı zamanda bir çağın vicdanını görürüz. Hapishaneler, yasaklar, sürgünler, hasretler, ayrılıklar, yitirilmiş yıllar… Fakat bütün bunlara rağmen insanın içindeki umudu kaybetmemesi…

İşte Nazım’ı büyük yapan şey budur.

Acıyı yalnızca acı olarak bırakmadı. Onu insanı ayağa kaldıran bir dile dönüştürdü. Hasreti yalnızca gözyaşı olarak bırakmadı. Onu memleket sevgisinin en derin hâline çevirdi. Sürgünü yalnızca uzaklık olarak yaşamadı. Onu, insanın nereye giderse gitsin içinde taşıdığı vatan duygusuna dönüştürdü. Bugün Nazım Hikmet’i anmak, sadece geçmişe dönüp büyük bir şaire saygı duruşunda bulunmak değildir. Bugün Nazım’ı anmak, kendi zamanımıza bakmaktır. Çünkü hâlâ insanlar düşüncelerinden dolayı yalnız bırakılıyor. Hâlâ bazı kelimeler korkutucu bulunuyor. Hâlâ şiirden, kitaptan, fikirden, özgür insandan çekinenler var. Hâlâ bir........

© Kıbrıs Postası