Federalizmden sonra: Kıbrıslılık kimliğinin ötesinde bir sol mümkün mü? (4)
Sayın Erhürman’ın yaklaşık yirmi sene önce Kıbrıs Türk solunu irdelerken ifade ettiği şu noktaya bakarak yazı dizimize devam edelim: (Bu arada bu yazı dizisi Tufan Erhürman’ın yirmi sene önce veya şu anda bu altta yazılan düşüncelere sahip olduğu iddiasında bulunmamaktadır.)
“Şimdi, ortak yemekleri, ortak halk danslarını, ortak halk dansları giysilerini, ortak şarkıları, ortak sözcükleri bulup ortaya çıkarma zamanıdır. Şiirler artık Rumların kellelerini uçurmak üzerine değil, onlarla barışı kurmak ve Kıbrıslılığa vurgu yapmak üzerine yazılmalıdır. Kıbrıs Türk solu, adanın tarihi mirasının yalnızca 1571’den sonraki kısmına değil, tamamına Kıbrıslı Rumlarla birlikte sahip çıkmanın yollarını araştıracaktır. Yer yer naifleşse de, her durumda solun değerlerinden hareketle son derece meşru kabul edilebilecek ihtiyaçlardan doğan bu kimlik arayışı, hedefleri açısından kuşkusuz hümanist, enternasyonalist ve Fransız Devrimi’nin dayanışmacı yanına vurgu yapmak adına kardeşlikçi bir girişimdir.”
Akıncı’nın 2019-2020 yılları arasında Türkiye’yi kültürel Kıbrıslılık aidiyeti üzerinden karşısına alması (“ikinci Tayfur Sökmen olmayacağım” vb.), tam da Tufan Erhürman’ın bu yukarıda yazdığı kimlik maneviyatı üzerinden gerçekleşti. Erhürman o süreçte Türkiye ile KKTC arasında çok önemli bir köprü görevi gördü. 20 sene önce yazdığı bu maneviyatı körü körüne sahiplenmedi diye de çok ciddi şekilde eleştirildi. Tufan Erhürman bunu Türkiye’den gereksiz yere tepki çekmesin ve kendi halkını korusun diye yaptı diyenler var.
Tek Taraflı bir Tarih Hafızası Sorunsalı Üzerine
Benim burada tartışmak istediğim kişiler değil, Kıbrıslılık üzerinden kurgulanan kimlik maneviyatıdır. Rumlarla birlikte Kıbrıslılığın ortak sözcüklerini ve danslarını barış için aramakta şahsen bir sıkıntım yok. Tarihte 1571 yılından itibaren yazılmasın, Kıbrıs tarihinin hepsi yazılsın. Tüm bunlarla da güzel. Ancak tüm bu konuşmalarda Türkiye nerede? Kıbrıslı Türklerle Türkiye’nin 1958 yılından itibaren ölesiye verdiği ortaklaşa mücadele nerede?
Kıbrıslı Türkler Kıbrıslı hissetsinler ve yeni oluşacak Federal Kıbrıs’ı sahiplensinler deniliyor. Peki Türkiye ile birlikte 1958 yılından beridir devam eden ortaklığı da sahiplenmeyecek miyiz? Türkiye’deki insanlarla yaşadığımız ortak acıyı, ortak gözyaşını ve ortak akan kanı da sahiplenmeyecek miyiz? 1963-1974 yılları arasında Kıbrıslı Türklerin paylaştığı yoksulluğu da sahiplenip paylaşmayacak mıyız?
Şiirler neden sadece “Rumlarla barışı kurmak ve Kıbrıslılığa vurgu yapmak üzerine yazılmalıdır”? İşte burada solculuk denilen ancak aslında adı Kıbrıslılık milliyetçiliği olan bir düşünce yapısının seçici ve tek yanlı tarih algısı ve hafızası karşımıza çıkıyor. Benim açımdan gerçek şu ki; şiirler her şeyi yazmalı veya yazabilmeli…
Dikkatinizi çekmek isterim ki burada yine siyasi bir gereklilik ve ahlaki bir zorunluluk dayatması var! İşte benim eleştirdiğim konu tam da burasıdır. Kıbrıslı Türklerin kendi tarihlerine tek taraflı bakmayı özendiren, tarihin belli kesimlerini bilinçli şekilde topyekün reddi miras yapan, 1878 yılından 1974 yılına kadar Kıbrıslı Türklerle Türkiye arasında yaşanan onca yaşanmış tarihselliği yok sayan ve bunu da “solculuk” diye kategorize edip erdemlileştiren bir bakış açısının hayaleti Kıbrıslı Türklerin güzel insanlarının üzerinde hâlen dolaşıyor.
Bizim Kıbrıslı milliyetçileri arasında milliyetçi dönemi eleştirmek için en çok kullanılan şiir “bin gâvur kellesi kessem bu kin benden vallahi de gidemez” şiiridir. Bu şiirin patolojik seviyede bir nefret ve kin duygusu içerdiği ve yaymaya çalıştığı çok barizdir. Ancak o dönem yazılan bütün milliyetçi şiirler böyle miymiş mesela? Özker Yaşın’ın yazdığı şiirlerden neden örnek vermiyorlar da sanki o dönem yazılan........
