Koalisyonlar aynadır. İçindeki partilerin gerçek yüzünü gösterir
“…Demokrat Parti Genel Sekreteri Serhat Akpınar, hükümet ortağı olmalarına rağmen kararname sürecinde Demokrat Parti’nin sistematik şekilde dışlandığını belirtti. Kriz ortaya çıktıktan sonra sürece dahil edilmek istendiklerini ifade eden Akpınar, buna rağmen devlet sorumluluğuyla hareket ettiklerini söyledi.
Meclis çalışmalarının ertelenmesini eleştiren Akpınar, yasa görüşmeleri devam ederken Meclis Başkanı Ziya Öztürkler başkanlığındaki heyetin, diğer siyasi partilerin bilgisi dışında yurt dışına çıkmasını da eleştirdi.
Bu durumun kabul edilebilir sınırların dışına çıktığını belirten Akpınar, sürecin sağlıklı şekilde yönetilmediğini ifade etti.
Akpınar, gelinen noktada hükümetin kendi getirdiği düzenlemeye dahi sahip çıkamadığını savunarak, Demokrat Parti’nin bu sürecin parçası olmayacağını açıkladı.”
Serhat Akpınar’ın dünkü açıklamasını okurken, doğal olarak KKTC’deki koalisyon kültür ve anlayışını da sorguladım.
Koalisyon hükümetleri… Adı anıldığında çoğu zaman yüzler buruşur, dudaklar bükülür. “İstikrarsızlık” denir, “uyumsuzluk” denir, “dağınıklık” denir.
Bu satırların yazarı olarak bu tanımlamaları yanlışın tanımlanması olarak görürüm ama doğru olduğunu kabul etmem.Koalisyonlar doğru işletildiğinde sorun değil, aksine, işe yarayan denge unsurudur.
Çünkü koalisyon demek, tek ses değil, çok ses demektir.
Koalisyon demek, bir kişinin iradesi değil, ortak akıl demektir.
Koalisyon demek, kontrolsüz güç değil, denetlenebilir güç demektir.
Altını kalın çizgiyle bir daha çizelim: Doğru işletildiğinde.
***
Kıbrıs Türk siyasal yaşamına bakalım. Çok partili hayatın yarım asrı aşan serüveni bize ne söyledi?
Tek başına iktidarı sadece UBP gördü, yaşadı ve yaşattı. UBP tek başına iktidar olduğunda, kendini devletin yerine koyma eğilimi gösterdi.
UBP dışına da bakalım.
Güç arttıkça denetim azaldı. Denetim azaldıkça hata büyüdü. Hata büyüdükçe halkın faturası kabardı.
Bir seçimde zirveye çıkan parti, bir sonraki seçimde aşağıya çakıldı. Oy kaybetti, sandalye kaybetti, güven kaybetti.
Demek ki sorun koalisyon değil. Sorun, gücün nasıl kullanıldığıdır.
Şimdi dönelim bugüne…
UBP-DP-YDP koalisyonuna.
Kâğıt üzerinde bakarsanız, Türkiye’nin de desteğiyle bu yapı güçlü görünür. Farklı siyasi damarlar bir araya gelmiş, Meclis çoğunluğuna sahip bir hükümet ortaya çıkmıştır.
Ama sahaya baktığınızda tablo başka. Bakanlıklar adeta “kurtarılmış bölge”.
Her bakanlık, bakan hangi partidense, partisinin adası gibi.
Koordinasyon zayıf, ortak akıl yok, ortak sorumluluk ise neredeyse hiç yok.
Şaka gibi ama gerçek, neredeyse tek eksik, bakanlıkların kapısına parti bayraklarının asılması.
Bu, koalisyonun ruhunun olmadığı anlamına gelir. Koalisyon, birlikte karar alıp birlikte uygulamaksa, bugün yaşanan tam tersidir.
***
Hayat pahalılığı meselesi bunun en somut örneği.
Hükümet bir karar aldı. Ama bu karar hükümetin tamamına ait mi? Hayır.
Sahiplenen kim? Başbakan Ünal Üstel ve yanında birkaç isim.
Peki diğer ortaklar, iki parti başkanını boşverin, parti olarak nerede? Sessiz, mesafeli. Hatta bazı durumlarda itirazcı.
Bu tabloyu görüp tanımlamak asla zor değil… Ortada gayet açık, hiyerarşik bir sahiplenmeme krizi var.
Koalisyonun en büyük gücü olan “ortak sorumluluk” ortadan kalkmışsa, geriye ne kalır?
Parçalı bir yapı… Dağınık bir irade…Devamında da kaçınılmaz kriz.
Biraz gerilere gidelim… YDP Genişletilmiş Parti Meclisi 4 Ocak 2025’te hükümetten çekilme kararı almıştı.
Hatırlayın. Karar, Parti Meclisinin ilk toplantısında konuşulacaktı. Zaten hükümetten çekilme tavsiye kararı alınan toplantıda Parti Meclisi üyeleri vardı.
Ne oldu? Hiçbir şey.
Demokrat Parti cephesine bakalım. Genel Sekreter Serhat Akpınar çıkıyor, “dikkate alınmıyoruz” diyor. Meclis çalışmalarına katılmama resti koyuyor.
Peki DP Genel Başkanı, Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu ne diyor? Aynı netlikte bir duruş var mı? Eğer yoksa, bu bir koalisyon krizi değil aynı zamanda DP açısından parti içi karar üretme krizidir.
Parti içinde huzur yoksa, koalisyonda huzur olmaz.
Koalisyonda huzur yoksa, ülkede huzur olmaz.
***
Her fırsatta koalisyonların artısı var, eksisi yoktur derim.
Tabii ki, koalisyon gerçekten koalisyon gibi yönetiliyorsa.
Eğer ortaklar sadece koltuk paylaşımı yapıyorsa… Eğer sorumluluk paylaşılmıyorsa…
Eğer kararlar ortak akılla değil, dar kadrolarla alınıyorsa… O zaman adı koalisyon olur ama kendisi olmaz.
Koalisyonun başarısızlığı, aslında koalisyon fikrine değil, kötü yönetime aittir.
Bugün yaşanan tam da budur. Koalisyon suçlanıyor. Oysa suçlu olan, koalisyonu, koalisyon gibi yönetemeyenlerdir.
Koalisyonlar aynadır.
İçindeki partilerin gerçek yüzünü gösterir.
Eğer o aynada çatlaklar çoğalıyorsa…
Sorun aynada değil, aynaya bakanlardadır.
Kıbrıs Türk Halkının, devlet sahibi olma hakkı başta, demokratik haklarına değer verip, saygı duyuyorsak bunları bıkmadan, usanmadan, hem yazacağız, hem de konuşacağız.
