menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Kıbrıs meselesi Avrupa’da, bizim yaşadığımız kadar hissedilmiyor”

20 0
31.05.2026

KIBRIS Gazetesi Köşe Yazarı Hasan Hastürer sordu, özgür ruhlu, özü, sözü, içi, dışı bir, Hakan Çoban yanıtladı…

Hakan Çoban’ın ailesi bağı çok güçlü… “ Acısıyla tatlısıyla birçok anı var elbette. Ama çocukluğuma dönüp baktığımda en çok, düştüğümde kucaklarına koştuğum insanları görüyorum. Belki de bu yüzden bugün hâlâ düştüğümde onlara sığınıyorum” dedi.

“Güney Kıbrıs’ta işe başladıktan 9 gün sonra, Kıbrıslı Türk olduğum için işime son verildi. Uzun zamandır bu kadar dışlanmış hissetmemiştim. Eşyalarımı toplarken birlikte çalıştığım Kıbrıslı Rum arkadaşım soyunma odasına geldi ve “Eğer sana bunu yapıyorlarsa ben de yokum” dedi. Ve birlikte oradan ayrıldık.”

“ Adada tek yaşayanların biz olmadığını çok küçük yaşta öğrendim. Zaten 2003’te 10 yaşındaydım ve sınır kapılarının açılmasıyla birlikte toplumda yeni bir merak dalgası vardı. İlkokulda çocukların kendi aralarında yaptığı “Rumlar neye benzer?” tartışmalarının ekoları hâlâ kulağımda.”

“Uzun süre yaşadığım şehirlerde çok fazla Kıbrıslı ortamda bulunmadığım için Kıbrıslı Türk kimliğimi günlük hayatımda çok düşünmüyordum. Ama Kıbrıs’a döndükten sonra bu kimlik bana yeniden daha görünür şekilde yapıştı gibi hissettim. Bazen bu durum beni yoruyor.”

“ Artan aşırı milliyetçilik, bölgesel gerilimler ve genel siyasi iklim içinde, Kıbrıslı bir Türk’ün Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıs Cumhuriyeti’ni temsil etmesi bugün bile zor bir ihtimal gibi görünüyor. Niyazi Kızılyürek birçok şeyi, oldukça imkânsız bir zeminde başardı. Ama tek başına yapabileceklerinin de bir sınırı vardı.

   Hakan Çoban, genç bir Kıbrıslı Türk… Çalışma hayatında Lizbon ve Brüksel deneyimleri hayat okulu gibi olmuş… Özgür ruhlu… Özü, sözü, içi, dışı bir… Bunca yıllık gazetecilik hayatımda sorularıma, entelektüel, bilgiye, düşünmeye, sorgulamaya ve öğrenmeye önem vererek, olayları yalnızca yüzeyden değil derinlemesine analiz ederek yanıt veren ön sıralardaki kişilerden biri.

   Sözü fazla uzatmadan sorularım ve Hakan Çoban’ın yanıtlarıyla sizi baş başa bırakayım:

HASTÜRER: Zaman tünelinde yolculuk yapsan… Çocukluk yıllarından ilk neler anımsarsın?

H.ÇOBAN: Çok güzel bir aileye doğdum. Birbiriyle didişen ama sesini çok yükseltmeyen, çocuklarına öfkelense bile sevgiyi eksik etmeyen bir evde huzurlu bir çocukluk geçirdim.

Kalabalık bir aileyiz. Babamlar 18, annemler 5 kardeş. Biz, gururla söylüyorum, kabile gibi büyüdük. Sürekli toplanır, çok eğlenir, dertlerimize ortak olurduk.

   Babam spor ve doğa insanıdır. Bizi voleybol, tenis, yüzme, doğada uyuma, sabah erken kalkıp balık avlama gibi etkinliklerle sürekli meşgul eder, yorardı. Annem ise o dönemler daha evcimendi. Şimdi eve sokamıyoruz kadını. Derin sohbetleri, şefkati ve sarılmalarıyla dinlenme ve iyileşme süreçlerimizi güzelleştirirdi.

Acısıyla tatlısıyla birçok anı var elbette. Ama çocukluğuma dönüp baktığımda en çok, düştüğümde kucaklarına koştuğum insanları görüyorum. Belki de bu yüzden bugün hâlâ düştüğümde onlara sığınıyorum.

HASTÜRER: Kıbrıs, çatışmaların izlerinin silinmediği bir ada… Rum toplumunun varlığını ne zaman bildin?

H.ÇOBAN: Adada tek yaşayanların biz olmadığını çok küçük yaşta öğrendim. Zaten 2003’te 10 yaşındaydım ve sınır kapılarının açılmasıyla birlikte toplumda yeni bir merak dalgası vardı. İlkokulda çocukların kendi aralarında yaptığı “Rumlar neye benzer?” tartışmalarının ekoları hâlâ kulağımda.

Bir de anne tarafından dedem vardı. O, bu tarafa ve burada kurulan düzene hiçbir zaman tam anlamıyla alışamamış Kıbrıslı Türklerdendi. Bir gün okula gelip, Rumlarla ilgili olumsuz şeyler öğrendiğimi müdüre şikâyette bulunduğunu hatırlıyorum.

Sürekli eski evinden bahseder, Yunanca haber dinlerdi. Bize de hep şunu söylerdi: “İyi Rum var, kötü Rum var. İyi Türk var, kötü Türk var.”

Yıllar içinde hem Kıbrıs’ı hem de Kıbrıslıları daha yakından tanıdıkça dedemin ne demek istediğini daha iyi anladım.

HASTÜRER: Brüksel’de beş yıl Niyazi Kızılyürek’e asistanlık yaptın… Brüksel ya da o beş yıl sana neler öğretti? 

H.ÇOBAN: Brüksel gerçekten çok güzel bir şehir. Orada yaşayanlar için çok iyi olanaklar sunuluyor. Parklarını hâlâ özlüyorum. Bana soğukla ve aylarca süren güneşsizlikle baş etmeyi öğretti. Ama bir noktadan sonra o koşullarla yaşamanın bana iyi gelmediğini fark edip oradan ayrıldım.

Çalışma hayatım Lizbon’da başladı, Brüksel’de devam etti. İş bitiriciliğim, öz güvenim ve çalışma........

© Kıbrıs Gazetesi