KIBRIS’TA SORUN HÂLÂ STATÜ VE EŞİT MUHATAPLIK
Geçtiğimiz yazımda New York’ta neden üçlü bir görüşme yapılamadığını ele almıştım. Genel Kurul haftasında yaşananlar bununla sınırlı kalmadı. Kıbrıs meselesinin hiç değişmeyen sorusu, statü ve eşit muhataplık, bir kez daha önümüze geldi. Aynı kürsüden iki ayrı Kıbrıs anlatısı dinledik. TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 22 Eylül’de 77., 78., 79. ve 80. Genel Kurul’daki çağrısını bir kez daha yineledi: “Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır.” Uluslararası toplumu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet etti, Doğu Akdeniz Konferansı önerisini de hatırlattı. Rum lider Nikos Hristodulidis ise iki bölgeli, iki toplumlu federasyon modelini savundu. Türkiye’yi işgal ve uluslararası hukuk ihlaliyle suçladı, Erdoğan’ın konuşmasına atıfla ağır bir “ikiyüzlülük” nitelemesi kullandı. KKTC makamları bu suçlamalara karşı çıktı. Hristodulidis’in, Kıbrıs Türk halkının 1963-1974 döneminde yaşadıklarını ve 1960 ortaklık düzeninin bozulmasını görmezden geldiğini belirttiler. Bu söylem yeni değil. Crans-Montana’da da Rum tarafının temel yaklaşımı buydu: Kıbrıs Türklerini siyasi eşit olarak görmemek, yönetim erkini ve Ada’nın zenginliklerini paylaşmamak, “sıfır asker, sıfır garanti” dayatmasıyla Türk tarafını savunmasız bırakmak. Terminolojide de dikkat çekici bir durum var. BM’nin resmî açıklamalarında Tufan Erhürman “Kıbrıs Türk lideri”, Hristodulidis ise “Kıbrıs Rum lideri” olarak anılıyor. Buradan BM’nin KKTC’yi tanıdığı sonucu elbette çıkarılamaz. Ancak bu terminolojiyi önemsiz görmek de yanlış olur. BM iki lideri aynı diplomatik düzlemde muhatap alıyor. Bu........
