Pazartesi notları
“ORTAKLIK” MI DEDİNİZ?: Söylentiler artık durdu… UNFICYP, 1974’ten beri kapalı olan eski Uluslararası Lefkoşa Havaalanı’nın “ortak müze” olacağı iddialarını kesinlikle yalanladı… Orası yıllarca Türkler ve Rumlar tarafından ortak kullanılmış ve bu ortak kullanımın nice anısını barındıran bir alan… Ama gelin görün ki, “ortak müze” ne demek Türkü tarihsel süreçten bile dışlayanlar için? Rum’a göre ortaklık “eşitlik” demektir… Ve biz kendini beğenmiş bencil ve ırkçı Rum’un gözünde asla “eşit” değiliz. UNFICYP açıklamasının tek yorumu var… O da Rum’un Türk’le hiçbir zaman, hiçbir ortaklıkta olmadığı ve olamayacağıdır… Kimse havanda su dövmesin bu bağlamlarda… Harcanan zamana da yazık… * GÜNEY’E MUHTAÇ OLMA ALGISI: Uzlaşmaz ve ırkçı Rum mentalitesinin utanç barikatlarına dönüştürdüğü ve Kıbrıs Türküne de çile çektiren o kapılara toplumca muhtaç olmamamızı sağlayacak köklü önlemler üzerinde sonuç getirici uğraşlar sürdürsek çok daha iyi olmaz mı? Kendi kendimize neden her alanda yeterli olmayalım? İnsan haklarının da çiğnendiği olağanüstü Metehan yığılmalarına bakan her akil insan “özgürlüğü için bunca mücadele vermek durumunda bırakılan bu Kıbrıs Türk halkı kendisini sevemeyen, istemeyen ve eşit görmeyen o Rum’a bu kadar mı muhtaç, bu kadar mı bağımlı?” diye sormadan edemiyor… Zaten Rum Yönetiminin amacı da aynen bu soru işaretlerini küresel gündemde yükseltmek… Dünyaya “Türkler işte bize muhtaç olmadan yaşayamazlar” mesajını veriyorlar net biçimde… Bu mesajı ısrarla görmezlikten gelen ve algılayamayan da sadece biziz ne yazık! * KKTC YAKINDAN İZLENİYOR: Rum basınının fiber optik olayına bakışı mı? Buyurun: Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ta izleme yeteneğini ve askeri kapasitesini artırmak için radar ağı kurmakta olduğunu yazıyor bu basın! Güney’i baştan başa barut fıçısına dönüştürenler, emperyallere parsel parsel askeri üsler verenler kendi yedikleri haltlara bakmazlar ve KKTC’deki her yeni adımı kendi siyasetlerine uygun biçimde propaganda konusu yaparlar… Eminiz ki, Güney Kıbrıs fanatikleri KKTC’ye fiber optik döşenmesi çalışmalarını ve tartışmalarını konu alan özel bir dosya da hazırlamışlardır… Hep yerinde saymamızı ve hatta hep geriye gitmemizi özleyen Rum tarafının konu üzerindeki tedirginliğine de bakarak, fiber optik projesinin bilişimde, iletişimde, dijitalleşmede ve haberleşmede KKTC’ye çağ atlatacağı sonucunu çıkarabiliriz.. * ET KAÇAKÇILIĞANA AKILCI ÇARE: Eski bakanlarımızdan Onur Köprülü Borman’den aldığım mesaj Güney’den Kuzey’e yapılmakta olan et kaçakçılığına dair gerçekçi bir öneriyi içeriyor… Teşekkürlerimle sunuyorum: “Kaçakçılık, fiyat avantajı olan ülkeden diğer ülkeye özellikle komşu ülkeler arasında yapılıyor ve ne yapılırsa yapılsın kaçınılmazdır. Et kaçakçılığına çare mi? Bunun önlemi ya ülke içinde fiyat ayarlamaları yapılması veya hükümetin resmi olarak güneyden et ithaline izin vermesidir. Zaten tonlarca etin kontrolsüz bir şekilde gayrı sıhhi şartlarda devamlı geldiğine şahit oluyoruz. Hiç olmazsa etin sağlıklı ithaline izin verilsin… Hem vatandaş rahat etsin ve hem de aracıların ve kaçakçıların önü kesilsin…” * MAZLUM ANADOLU HALKININ AHI: O artık İngiltere tahtının varislerinden biri olan Prens Andrew değildir… Tüm unvanları İngiltere Kraliyeti tarafından geri alınan sıradan ve oldukça ayıplı bir İngiliz’dir… Yaşı küçük kızlara tecavüz eden pedofil suçlu bir sapık ve sapkınlıkları uğruna ülkesinin sırlarını satan bir casus… Yankılar içinde açıklanmakta olan Epstein belgelerinin gündeme getirdiği skandal figürlerinden biridir o… Bilhassa İngiltere’yi sallayan ve Kraliyet rejimine karşı cereyanları daha da şiddetlendiren bu skandal gelişmeler karşısında Anadolu halkının ahının tuttuğunu belirtenler de var… Neden mi? Çünkü efendim, bu “Andrew” denen sapkın, Yunan Prensi Andrea’nın torunu… Ve “soyundan çekti” diyenler de var onun hakkında… Peki kimdi bunun dedesi o Prens Andrea?.. İngiltere’nin kışkırtmasıyla 1919’da Anadolu’yu işgal eden Yunan ordularındaki “Şeytan Taburu”nun komutanı idi bu adam… Anadolu insanlarını en gaddar yöntemlerle soykırımından geçirme soysuzluğunu yükümlenen bu “Şeytan Taburu”, bilhassa geri çekilme sürecinde inanılmaz insanlık suçları işledi yakıp yıktığı Anadolu’da… İşte bu “Şeytan Taburu”nun Danimarka asıllı komutanı Prens Andrea “Küçük Asya Felaketi” dedikleri Anadolu ricatından sonra İngiltere tarafından idamdan kurtarıldı ve Avrupa’nın derinliklerine kaçırıldı… Oğlu Philiph ise İngiltere’de okutuldu, yetiştirildi ve İngiltere tahtının varisi Prenses Elizabeth ile evlendirildi… Bugünlerde bir skandal figürü olarak dünyada lanetle anılan o Andrew, bu çiftin ortanca çocuğudur… “Şeytan Taburu” komutanının da torunu…
