Pazartesi notları
HRİSTODULİDİS KIVIRMALARI: Masadan kaçmak için kıvırdıkça kıvıran Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis, Türkiye’nin Kıbrıs’ta iki devletli çözümden yana olduğunu belirterek, Tufan Erhürman’ın da aynı pozisyonda olması halinde bunu kamuoyu önünde açıkça ifade etmesi gerektiğini söyledi… KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman öncelikle “siyasal eşitlik” diyor… Bu Hrstodulidis de siyasal eşitliğe asla yanaşmıyor… Kaba kuvvetle ve kanlı biçimde yıktıkları 1960 Uluslararası Kıbrıs Antlaşmalarının da gerisinde Kıbrıs Türk halkına kendi Helen devletinde, asimilasyona açık azınlık hakları öngörüyor… Asıl kendisi, uluslararası antlaşmalarla sağlanan Kıbrıs Türkü’nün siyasal eşitliğini tanımadan hangi çözümün peşinde olduğunu açıklasa ya kamuoyuna… Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlayabilmesi için taraflara sunduğu dört maddelik metodoloji, sürecin hem çerçevesini hem de ilerleyiş koşullarını belirleyen temel ilkeleri içeriyor… Bu dürüst metoda var mı, yoksa yok mu Hristodulidis? Geçmiş deneyimlerden kaynaklanan güven kayıplarını gidermeyi, belirsiz ve ucu açık müzakere dönemlerini geride bırakmayı ve siyasi eşitliği tartışmasız bir zemine oturtmayı amaçlayan o dört madde, yeni ve önü açık olmayan güvenceli bir müzakere sürecinin ancak hangi şartlarda mümkün olabileceğine dair net bir yol haritası sunuyor. Nikos Hristodulidis kıvırmayı bıraksın da işte asıl bu konuda sadede gelsin… Net midir, değil midir? Sonuca ulaşabilecek bir müzakerede var mıdır, yok mudur? * DİPLOMA FANTEZİSİ: Gündemin getirdiklerinden öğrendiğimizdir ki, sahte diploma suçlaması, ağır ceza mahkemesinde yargılanacak kadar ciddi bir suçmuş yasalarımız ve etiğimiz önünde… Oysa üniversitelerimiz bizim onurumuz, imajımız ve toplumsal boyutta önemli bir katma değer katmanımız… Bu konudaki haberler gündemde yankılanarak berdevam iken, göz ardı etmememiz gereken kritik sakınca, KKTC üniversitelerinin sahte ve hatta para karşılığı diploma dağıttığı şeklindeki son derece karizma çizici bir algının dış dünyada oluşmaya başlamasıdır… Bakalım bu zehirli ve bulaşıcı algıyı nasıl ve ne kadar zamanda temizleyebileceğiz! Ya da temizlemeyi başarabilecek miyiz! Milli Eğitimimizin iz bırakmış eski bakanlarından ve efsane sportmenlerimizden sevgili kadim dostum Günay Caymaz’la sohbetteydim… Kendisini çok üzen bu durumlara söz geldiğinde şu dedikleri çok önemli ve şu hastalıklı diploma fantezisinin de altını çizecek nitelikte: “Üniversite diplomasına sahip olmak kamu ya da özel sektör çalışanı için avantajdır. Maaş ve statü baremleri diploma sayesinde yükselir… Peki, kamuda ve özel sektörde emekçi olmayanların bu diploma fantezisine ne demeli?.. Sırf duvara asılacak bir övünç objesi olarak mı görürler yüksek öğretim diplomasını? Kıdemli bir eğitimci olarak bu diploma fantezisini anlamakta doğrusu zorlanıyorum…” * GÜNEY KIBRIS’TAKİ SU VE ENERJİ KRİZİ: Güney Kıbrıs’ta su ve enerji krizi gündemin baş sırasına çakılıp kaldı… Çünkü bu yaşamsal krizleri aşabilmek adına başvurulan önlemler yetersiz kalıyor ve bu yetersizlik de Rum kamuoyundaki kaygıları artırıyor… Önümüzdeki yaz Güney Kıbrıs’ta su dağıtımı nöbete konulacak… Elektrik enerjisinin de tasarruflu kullanılabilmesi adına önlemler üzerinde çalışılıyor… Durumun plansız programsız bir büyümenin sonucu olduğunu öne sürenler ve bu krizlerin AB çatısı ve denetimi altında nasıl oluşabildiğini sorgulayanlar da var… Son yağışlar nedeniyle Baf’taki bir tek barajın doluluk oranının yüzde yüze yükselmesi Rum basınında büyük sevinçle duyurulurken, yağışların durmasından sonraki olası olumsuz haller de yorum konusu oluyor… Bu arada geçen hafta “Haravgi” gazetesi de manşetten verilen bir yorum haberde su ve enerji krizinin aşılması uğraşlarında sendikaların takındığı olumsuz ve engelleyici tavır eleştirildi… Bu eleştirinin AKEL’in yayın organı en hızlı solcu gazeteden gelmiş olması da hem ilginç ve hem de dikkat çekici… * O BİR “FIRST LADY” İDİ: Gazimağusa temaslarım sırasında, seçilen her belediye başkanının silinmez dokunuşlarını da içeren Gazimağusa Belediye Başkanlığı tarihi binasını zeminden Maraş manzaralı çatısına dek gezerken, oraların hafızası İsmet Ezel dostumla eski başkanlardan merhum Necati Salih Kadir abimizi de andık ve hakkında saygıyla konuştuk… Bu arada Necati abimizin saygıdeğer eşi Ayla Hanım’ı da sordum Ezel’e… Çok yaşlandığını ve Londra’dan dönen sevgili kızının ona bu yaşlılık günlerinde eşlik ettiğini söyledi… Telepatik durumlar bunlar… Baksanıza, aradan bir gün geçince hakkında saygıyla konuştuğumuz Ayla Hanım’ı da kaybettiğimizin acı haberiyle sarsıldık… Sevgili eşine saygıdeğer Necati abimize kavuştu… O bir zamanlar Gazimağusa’nın zarif First Lady’si idi. Saygın aile dostumuzdu aynı zamanda… Londra’daki, her zaman vefa ve şükranla andığım dost Uğursal Ailesi’nin dünürleridirler… Uğursal ailesi, benim de yayınına Kıbrıs’tan katkı koyduğum haftalık “Türkün Sesi” gazetesini yayınlamaktaydı… Gazimağuda Belediye Başkanlığından önce KKTC limanlar dairesi müdürlüğünü de yapmış olan Necati Salih Kadir abimiz, çok dürüst, yetenekli ve rol model bir kamu görevlimiz olarak tarihimizin sessiz köşesine çekilmiştir… Sevgili eşi Ayla Hanım’la şimdi birlikte cennette huzurlardadır… Rahmetler ve başsağlığı dilerim…
