menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kur- Enflasyon Sarmalında Hayatta Kalma: 2018-23 döneminde Türkiye İmalat Sanayi Nasıl Davrandı ?

18 0
23.09.2026

Kur- Enflasyon Sarmalında Hayatta Kalma: 2018-23 döneminde Türkiye İmalat Sanayi Nasıl Davrandı ?

YazarZeki Oğulcan Şengül

2018-2023 dönemindeki kur şokları Türkiye imalat sanayiini nasıl etkiledi? Yüksek ve düşük ihracatçı sektörleri karşılaştıran bu yazı, markup, döviz borcu ve kambiyo karı üzerinden ticaret ve bilanço kanallarının birlikte nasıl işlediğini gösteriyor.

Hasan Cömert ve Cem Oyvat (2026, 16 Temmuz; 2026, 3 Ağustos), Katman Portal’da yakın zamanda yayımladıkları yazı dizisinin ilk iki yazısında Türkiye’de döviz kuru şoklarının yalnızca bir enflasyon meselesi olmasının ötesinde, ülkedeki bölüşüm ilişkilerini de ciddi bir şekilde etkileyen bir mekanizmaya sahip olduğunu net bir şekilde ifade edip, durumu çok iyi özetleyen bir tanımlama yaptılar: “Döviz kuru Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için en önemli varlık fiyatıdır” (2026a; 2026b).

Gerçekten de, ekonominin her zerresine bu denli sirayet eden bir kavramın etki kanallarını incelemek, ülkemizdeki birçok durumu anlamak açısından ciddi bir önem arz etmektedir. Bahse konu yazılarda, döviz kuru şoklarının etkisinin dört ayrı kanaldan işleyebileceği belirtilmişti: ticaret, enflasyon, markup (kâr marjı)/ücret payı ve bilanço etkisi. Bu yazıda bu kanallardan ikisi olan ticaret ve bilanço kanallarını, bölüşüm ilişkilerinden ziyade firma davranışları üzerinden ele alıyorum. Buradaki temel motivasyonum ise, ağır kur ve enflasyonist baskı altındaki firmaların fiyatlama mekanizmalarının birbirlerinden ayrışıp ayrışmadığını, eğer ayrıştıysa da bunun hangi koşullara bağlı olduğunu göstermektir.

Bu iki kanaldan ticaret kanalı, yabancı piyasalarda satış yapan firmaların (veri setinde sektörlerin) kur artışından (TL’nin değer kaybı) faydalanabileceğini savunmaktadır. Ama bu faydalanma elbette ki belli başlı varsayımlara tabidir. Öncelikle firmanın maliyetlerinin kur artışıyla aynı hızda yükselmemesi gerekmektedir; bu koşul sağlandığında avantaj, firmanın döviz cinsinden fiyatını düşürüp satış miktarını artırmasına gerek kalmadan da ortaya çıkabilir, zira ihracat gelirinin TL karşılığı kur artışıyla birlikte mekanik olarak yükselir (Cömert ve Oyvat,2026c). Bununla birlikte, firma yabancı para cinsinden fiyatını gerçekten düşürürse ve bu malın talep esnekliği yüksekse, yani fiyattaki azalış satış miktarında büyük bir artışa yol açarsa, avantaj ayrıca güçlenebilir. Türkiye gibi ithal girdi bağımlılığının yüksek olduğu ülkelerde kur şokundan kaynaklı maliyetlerin yükselmesi, kur kaynaklı avantajın sınırlanmasına sebep olabilir. Net sonuç, sektörün ihracattan elde ettiği hasıla ile ithal girdi ve diğer döviz kaynaklı maliyetler arasındaki dengeye bağlıdır. Bununla birlikte, bu etkinin pozitif olduğu varsayıldığı takdirde dahi, iç piyasalara üretim yapan firmalarla ihracatçı firmalar arasında bu noktada farklılaşmalar görülebilir. Diğer kanal olan bilanço kanalı ise doğrudan yabancı para cinsinden varlıklar ve yükümlülüklerin göreli durumunu merkeze alan bir anlatı içermektedir. TL’nin yabancı para birimi karşısındaki değer kaybı, firma bilançosunda yabancı para cinsinden yükümlülüklerin TL cinsinden değerini artırarak firmanın net servetini (net worth) azaltacaktır. Döviz geliri olan firmalar için bu durum bir dengeleme mekanizması ortaya koysa da, borçların döviz gelirinden fazla olduğu durumda firmaların riskleri de artmış olur.

Yazının temel araştırma sorusu da tam olarak burada ortaya çıkmaktadır: Türkiye’de çeşitli kur şokları ve yüksek enflasyon/düşük faiz politikalarının uygulandığı 2018-2023 döneminde imalat sanayiindeki sektörler bu kanallardan nasıl etkilenmiş ve bu anlamda birbirlerinden farklılaşmışlar mıdır? Ampirik olarak bu sorulara cevap vermek için TCMB tarafından yayımlanan sektörel bilanço istatistiklerinden (gelir tablosu, finansal oranlar ve banka kredisi riski verileri) faydalanıyorum.

Analizi imalat sanayiiyle sınırlı tutmamdaki sebep, hizmet sektöründe (özellikle taşımacılık gibi alanlarda) hem fiyatlama sisteminin, hem de ihracat gelirinin farklı dinamiklerle işliyor olmasıdır. Ticaret kanalının sektörler arası bir farklılığa sebep olup olmadığını ölçmek için imalat sanayii içindeki sektörleri karşılaştırılabilir örneklemlere ayırmak gerekiyor. Bu nedenle, imalat sanayii içinde ağırlığı en büyük 10 sektörden oluşan bir havuz belirleyip, bu havuzu ihracat oranına göre beşer sektörlük iki gruba ayırdım: yüksek ihracatçı ve düşük ihracatçı[1]. Böylece hem ekonomik ağırlığı birbirine yakın, hem de ihracat yönelimi farklı iki grup üzerinden yönetilebilir bir karşılaştırma kurmayı hedefliyorum. Yazıda öncelikle ele alınan dönemin genel makroekonomik çerçevesini sunup, daha sonra sektörel bilançolardan elde edilen bulguları paylaşacağım.

Dönemin Makroekonomik Çerçevesi

Dönem kur ve enflasyonist hareketler açısından ele alındığında, bir yandan ülkemizin genel geçer sorunlarını yansıtması bakımından alışıldık, diğer yandan bu atmosfer karşısında alınan önlemler bakımından olağandışı bir yapının olduğu görülüyor. Nitekim Şekil 1’den de anlaşılacağı üzere, bu dönem Türkiye ekonomisinde tekrarlayan kur şokları ve bu şokların ardından ortaya çıkan enflasyonist dalganın damga vurduğu bir dönem olarak karşımıza çıkıyor. Bu dönem içerisinde iki şok özellikle belirginleşiyor: Ağustos-Eylül 2018’de kurdaki değişimin €’lerin üzerine çıkması ile Aralık 2021’de yaşanan u’lik sıçrama. Bu şoklardan sonra artışın bir süre daha devam etmesi ve enflasyonun kurdaki değişimi gecikmeli olarak takip etmesi, dönemin öne çıkan diğer gözlemleri arasında yer alıyor.

Şekil 1: 2018-2023 Döneminde Kur ve Enflasyonun Seyri

Tarih boyunca birçok kez kur ve enflasyon sarmalına girmiş ülkemiz için bu durum yeni değil elbette. Ancak bu dönemi öncekilerden ayıran önemli bir özellik var: TCMB, kur ve enflasyondaki sıçramalara politika faizini artırarak karşılık vermedi; aksine, birçok kez faiz indirimine gitti. Yüksek kur ve düşük faiz ortamında uygulamaya konan Türkiye Ekonomi Modeli, firmaları hem ucuz krediyle beslemek, hem de rekabetçi kurun avantajlarından faydalanarak onları ihracat kanalıyla başarılı kılmak üzerine kurgulanmıştı. Gelinen noktada, özellikle 2023 seçimleri sonrasında bu politika terk edilmiş ve Mehmet Şimşek’in gelişiyle terk edilen programın ne denli başarılı olduğunu bütünlüklü bir şekilde tartışmak bu yazının konusu değil. Fakat, bu tartışmayı yukarıda ele aldığım bağlamda somut bir zemin oturtmak için, ihracat özelliklerine göre seçtiğim belli başlı sektörlerin 2018-2023 döneminde bu ortama nasıl tepki verdiğine........

© Katman Portal