İklim Krizi Bir Finansman Sorunu mudur?
İklim Krizi Bir Finansman Sorunu mudur?
YazarFerda Dönmez Atbaşı
Yeşil finans, ekolojik süreçlerin finansal varlıklara dönüştürülmesi sürecidir. İklim krizinin mevcut birikim rejimiyle bağlantısını ıskalayan yaklaşımlar, krizi yapısal bir sistem sorunu değil, basit bir piyasa başarısızlığı olarak tanımlamaktadır.
Üretim faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazları salımının küresel ısınma ve iklim değişikliğine yol açtığı bilimsel olarak kanıtlanmış[1] ve bu faaliyetler olageldiği biçimde devam ederse, dünya üzerindeki tüm canlı yaşamının risk altında olacağı pek çok kez dile getirilmiştir. Enerji üretimi, sanayi, ulaşım, inşaat ve tarım başta olmak üzere tüm sektörlerin “yeşil” (sera gazları emisyonunu düşüren, giderek sıfırlayan) varyasyonlarının hayata geçirilmesi ihtiyacı 21. yüzyılın en önemli iktisadi sorunlarından biri olarak önümüzde durmaktadır.
Elbette, iklim krizi yalnızca ekolojik bir sorun olarak değil, özellikle son yıllarda küresel ekonomi ve kamu politikaları açısından büyük bir finansman meselesi olarak da tartışılmaktadır. İklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve düşük karbon emisyonlu bir ekonomik yapıya geçişi sağlamak için gereken yatırımların büyüklüğü, politika metinlerinde “trilyonlarca dolarlık finansman açığı” olarak ifade ediliyor (OECD, 2023). Küresel düzeyde düşük karbon emisyonlu bir ekonomik yapıya geçişin, üretim ve tüketim ilişkilerinin dönüştürülmesini zorunlu kılan iktisadi ve siyasi bir sorun olarak değil, sermaye tahsisi yoluyla yönetilecek bir yatırım sorunu olarak tartışılıyor olması, yeşil finansın ne olduğu ve hangi sorunlara çare olacağı tartışmasına önem kazandırmaktadır. Bu yazının amacı, yeşil finansın ne olduğunu ve hangi tür araçlarla gerçekleştiğini eleştirel bir perspektiften açıklamaktır.
Yeşil dönüşümü, ekonomik faaliyetlerin ekolojik sınırlar ve iklim hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi amacıyla gerçekleştirilmesi gereken değişimler olarak tanımlayabiliriz. Literatürde, bu yapısal dönüşümün gerçekleşebilmesi için ihtiyaç duyulan fonlara “yeşil finans” denmektedir. Özellikle 2008 küresel finans krizinin ardından, hem iklim krizine yönelik politika baskısının artması hem de finansal piyasalar için yeni yatırım alanları arayışının hız kazanması, yeşil finansman araçlarının yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştır (Sachs vd., 2019). İklim hedeflerine ulaşılabilmesi için özel sektör finansmanının mutlaka devreye sokulması ve bu süreçte kamusal kaynak ve politikaların hızlandırıcı, yol gösterici işlevi görmesi gerektiği birçok politika metninde belirtilmektedir (GEF, 2017; OECD, 2023; Patel,2010).
Bu çerçevede yeşil finans, iklim krizine verilen ana akım iktisadi yanıtın temel bileşenlerinden biri haline gelmiştir. Yeşil finansın nasıl tanımlandığını ve hangi araçlarla gerçekleştiğini netleştirelim.
Literatürde herkesin üstünde uzlaştığı standart bir yeşil finans tanımı yoktur ancak basit anlamıyla yeşil finans, çevresel fayda sağlayan, sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu yatırımlara tahsis edilen ve fon sağlayıcılara adil bir getiri sağlayan finansman olarak tanımlanır (Ozili, 2022). Bu anlamıyla kavram, yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, atık yönetimi ya da düşük karbonlu altyapı gibi çevresel performansı artıran projelere sağlanan finans akımlarını ifade eder. 2010 yılında 194 ülke bir araya gelerek, gelişmekte olan ülkelerde iklim krizinin etkilerini azaltma ve uyum politikalarının finansmanında kullanılmak üzere Yeşil İklim Fonu’nu kurmuştur. Bu tarihten sonra da yeşil finans kavramı uluslararası kuruluşların politika metinlerinde sıkça kullanılan bir kavram olarak ortaya çıkmıştır (Zhang vd., 2019).
Yeşil finansı, finansal mimarinin dönüşüm süreci olarak tanımlayan yaklaşımlar, konuyu üç boyutlu bir çerçevede ele alır. Buna göre yeşil finans, ilk olarak çevresel fayda üreten mal ve hizmetlere yönelik kamusal ve özel yatırımların finansmanını ifade eder. Bu kapsamda, çevresel ve iklimsel zararların önlenmesi, azaltılması ya da telafi edilmesine yönelik projelere yönlendirilen fonlar yer alır. İkinci boyut, çevresel zararları sınırlamak, azaltmak veya iklim değişikliğine uyumu güçlendirmek amacıyla geliştirilen proje ve girişimleri destekleyen kamu politikalarının finansmanını kapsar. Yani yalnızca projelerin kendisini değil, bu projeleri mümkün kılan politika çerçevesini de finanse eder. Üçüncü boyut ise, doğrudan yeşil yatırımlara odaklanan finansal sistem unsurlarını içerir (Linderberg, 2014, Ante, 2024).
Meselenin bir diğer yönü, çevresel risklerin finansal karar alma süreçlerine entegre edilmesidir (Hu vd., 2024, Brockman, 2017). Çevresel riskler sel, kasırga, kuraklık, deniz seviyesinin yükselmesi gibi fiziki olaylar nedeniyle ortaya çıkacak maliyet artışları olabilir (sigorta maliyetleri, tarım ya da altyapı şirketlerinin zarara uğraması gibi). Bunun yanında, düşük karbonlu ekonomiye geçiş yolunda uygulanacak politikaların yaratacağı........
