Bir kitabın eline düşmek
Bazen bir kitabın eline düşersiniz. Bu, elinize bir kitap düşmesinden farklı bir şeydir. Hem farklı hem fazla.
Düşünce dünyanızda yeni bir pencere açılır. Bir öğretmenin eline düşmüş gibi olursunuz.
Hayatın o zamana kadar fark etmediğiniz bir boyutuyla tanışırsınız. Bir keşiftir bu.
Bunu deyince birden, ilk okumalarıma kadar gittim!
Keşifle alakası yok ama, bugün Pazar, ben de hatıra seviyorum.
Davutpaşa Camii’nin arka sokağında, avludan çıkınca hemen karşıda Kenan Bakkal vardı. (Cerrahpaşa, Ağababa sokak.)
Kenan Bakkala beş kuruş verir, Teksas-Tommiks kitaplarından birini seçer, kaldırım taşına oturur okurduk.
Ne keşfetmiş olabiliriz o kitapları okuyarak?
Sadece kitap okumayı.
Babamın yakın dostu Hüseyin Amca (Hüseyin Tural) bazen bizim eve gelirdi.
Geçtiğimiz yaz, 24 Temmuz’da Rahmet-i Rahman’a vasıl oldu.
Babamın Hafız Hasan Efendi’nin Düzce’deki kursundan yani 1950’lerden beri arkadaşıydı.
Bir ara Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde dekanlık yaptı. Çok önemli Arapça sarf ve nahiv (gramer) kitapları telif etmişti. Türkiye’deki en iyi Arapçacılardan biriydi.
Babam ve arkadaşları İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde öğrenimlerine devam ederken Hüseyin Amca Bağdat’a gitmişti.
Hastalığının son safhalarında ziyaretine gitmiştim. “İsmail’e çok yakınım” diyordu. İsmail dediği babam.
‘Babam’ dediğimde niye ‘Rahmetli’ diyesim gelmiyor? Bunu kendime soruyorum........
