menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sofraya Ermeni ahçiği, neş’eli gecelere Rum kopelası

5 0
yesterday

Her akşam yatan, her sabah kalkan, fakat hiç uyumayan güneşi ara ki bulasın. Yurdun büyük kesimi sudan ayaz, şekerden beyaz. Hayat, sadece uzun bıyıklı, kova kulaklı, kürklü mantolu ve tüylü yanaklı kedimiz Timur’a güzel galiba, bütün gün sıcak sobanın başında uyuyor. Suâdiye zâten kışları bomboş, sayım yapsan en fazla beş yüz kişi bulursun. Onlar da grip salgınından yorgan döşek yatıyorlar. Benim hasta olduğum pek görülmemiştir de, kardeşim bünyesizdi. Bademcikleri yine şişmiş. İnce hastalıktan mustarip değil ama bizimkiler onu Validebağ Prevantoryumu’na taşıyıp duruyorlar, galiba orada ahbâblarından doktorlar vardı.

Validebağ’daki koruya bayılırdım, ağaçların arasında bütün gün inekler ve tavuklar dolaşıyordu. Oradaki kasır ise yıllar sonra yediden yetmişe herkesin yaşamlarına “Hababam Sınıfı” filmleriyle girecekti. Validebağ’ın altı Koşuyolu, eskiler mahalleye Koşuyolu değil de “Emlâk Bankası Evleri” diyorlardı. Bahçe içindeki bu tek veya iki katlı evler, meğerse ‘51 ile ‘62 arasında yüz kırk iki bin metrekare alan üzerine yapılan ilk modern toplu toplu konutlardanmış. Maalesef ‘80 sonrasında Koşuyolu’nun şirinliği bozulmaya başladı, ondan yirmi yıl sonra da bir makalede mahalledeki konut oranının yüzde yetmiş dokuz azaldığını okumuştum. Bugün ise aileler büyük oranda Koşuyolu’ndan gitmiş durumda, keşke binâların dili olsa da konuşsalar, eski iki katlıların hemen hepsi artık “ofis” olarak zamana direniyorlar.

Osmanlının altı yüz yirmi üç yıllık devrinden önce şimdiki Koşuyolu ile Acıbadem arasındaki vadide hipodrom varmış, orada atlı araba yarışları yapıldığından ‘51 ile ‘62 arasında inkişâf eden bugünkü semte Koşuyolu denmiş. Öyle yazıyorlar, ben sadece Bizans tarihçilerinin söylediklerini size aktarıyorum. Ama, aşağısındaki İbrahim Ağa Mahallesi’ni iyi bilirim, Süheyl Ünver’in “Güzelimnâme İbrahim Ağa Mahallesi” nasıl da kefiyli bir ağıt kitabıdır, değil mi? Yazar ve hukukçu Hicran Göze’nin de İbrahim Ağa Mahallesi doğumlu olduğu aklımda kalmış.

Allah gazabı kuluna azabı kışı bırakayım da, benim için ‘70 yılının Ocak ayı fecî bir haberle başlamıştı. Pek sevdiğim Beyaz Kelebekler topluluğu 19 Ocak gecesi Maksim’deki programlarından sonra Adapazarı’ndaki bir konsere gitmek üzere iki otomobille İstanbul’dan yola çıkmışlar. Arkadaki “34 FS 467” plakalı Chevrolet’nin direksiyonundaki Feridun Necip Öner’in yanında Altan Eke ve Rıfat Eke, arka koltuktaysa Behzat Kutlubağ, Ülkü Üst ve Bülent Ortaç oturuyorlarmış. Chevrolet şehre az kala Eşme Köyü civârında bir kamyonla çarpışmış, benzin deposu infilâk edince de Chevrolet’yi alevler sarmış. Bülent Ortaç arka camdan Ülkü Üst’ü ve kendisini, kamyonun şoförü de Feridun Necip Öner’i yaralı çıkarmış. Onların önünde yola çıkan Turgut Akyüz, Ercüment Ateş ve Ender Akacan şehre vardıklarında acı haber gelmiş. Gazeteler, alevlerin tesiriyle Altan Eke’nin, Rıfat Eke’nin ve Behzat Kutlubağ’ın kemikleri birbirine yapıştığını yazmışlardı, cesetler tanınabilecek hâlde değillermiş. Çok kişinin aklı önce “Onlar da Chevrolet’den yaralı çıkarılamaz mıydı?” sorusuyla karışmış. Ancak, otopsi raporu gelince, bunun mümkün olmadığı anlaşılmış. Çünkü, çarpışma esnâsında arka koltuktaki Behzat Kutlubağ’ın vücûdu boyundan kasıklarına kadar yarılarak, Altan ve Rıfat Eke’nin ise kafatasları parçalanarak hemen öldükleri kesinlik kazanmış.

Beyaz Kelebekler’e ağlarken İstanbul’da cümbüş devâm ediyordu. Maksim’de Zeki Müren ve Gönül Akkor, Lâlezar’da Gönül Yazar ve Durul Gence 10’lusu, Büyük Tarabya Oteli’nde Özdemir Erdoğan ve Tanju Okan, Yakamoz Taverna’da Şükran Sevinç ve Ahter Eren, Osmanbey........

© Karar