Moda’da Meral’in kırmızı vinilden Go-Go çizmeleri Altıyol’da Adalet’in kırmızı Peep-Toe pabuçları...
Benim için ‘69 yılında İstanbul, Suâdiye’den Bostancı’ya, Şaşkınbakkal’dan Caddebostanı’na, Kadıköyü’nden Moda’ya ve Karaköyü’nden Taksim’e kadarki güzergâhlardı. Bugün 18 Ekim olsun, Cumartesi, eskiden Cumartesi günleri okullar yarım gündü, son dersten çıkıp çantamı Uğur Apartmanı’na veya Arif Damar’ın Yeryüzü Kitabevi’ne bırakıp akşama kadar gezeceğim. Nereye gideceğimi bilemiyorum, en iyisi mi bir sayışma tekerlemesiyle güzergâhımı seçeyim. Ooooo, o piti piti, karamela sepeti, terazi lastik cimnastik, biz size geldik bitlendik, hamama gittik temizlendik, dik dik dik, anne bana çorap dik. Şansa bak, bahtıma Kadıköyü’nden Moda’ya kadarki sokaklar düştü. Bahariye’den Moda’ya çıkmayı çok severim de, bu defa öyle yapmayacağım, Caferağa Camii’nin önünden yukarıya vurup iskeleye kadar ineceğim.
Arif Damar’ın dükkânının önündeki durakta kırmızı beyaz 4A’yı fazla beklemedim. İETT’nin bu Leyland otobüslerine bayılıyorum, meğerse “Levend MCW 45/34” diye bir modelmiş, bunu yıllar sonra öğrenecektim, ‘69’da benim için sadece Leyland’dı, o kadar. Bağdat Caddesi’nde gidiş geliş trafik akıyorsa Kadıköyü’ne inmemiz yarım saati bulmuyor. Son durakta inip, İlhami Bekir’in kaldığı Elif Oteli’nin arasından Caferağa Camii’nin köşesine çıkacağım ve oradan da sağa saparak kendimi Moda Caddesi’ne atacağım. Evimizdeki Saatli Maarif Takvimi’nde bugün için Kırlangıç Fırtınası yazıyor da, fırtınayı geçtim tepemizde tek bir kırlangıç bile uçmuyor.
Moda Caddesi’ne çıktık mı, sağda ilk Milka Şarküteri size semtin kapısını aralıyor. Tezgâhta Konstandi ve Nikola Natof birâderler var, ben öyle diyorum ama Modalılara Konstandi veya Nikola diye sorarsanız bilmezler, çünkü onlar semtin sakinlerince Koço ve Kole isimleriyle tanınmışlardır. İkisi de güler yüzlü adamlar. Size şarküteri 1885 yılında açıldı diyenlere de inanmayın, 1885 sonrasında orada Koço’nun ve Kole’nin pederi Apostol’un süthânesi varmış, oğullarının şarküteriyi açmasıysa ‘50’dedir. Milka’nın önünde yaz kış duran el arabası ise Mardik Ardaşes’indir, arabada domates, biber, kereviz, helvacı kabağı, ne ararsan görüyorsun ama Mardik’i ara ki bulasın, beyimiz mutlaka Ahmet Lâtif Aral oğullarının köpek öldüren cinsinden Dimitrakopulo şarabını çekip, yan sokaktaki bir apartmanın girişinde sızıp kalmıştır. Dimitrakopulo’nun fiyatı sanıldığı kadar ucuz da değildi, aklımda nedense 300 kuruş gibi kalmış, sanırım etiketinin dibinde öyle yazıyordu. Aynı günlerde Milliyet, Hürriyet, Tercüman ve Günaydın gazeteleri 50’şer kuruştu, Ses 125 kuruşa, Hayat 150 kuruşa, Hayat Tarih ise 250 kuruşa satılıyordu. Edebiyatımızın amiral gemisi Varlık dergisinin de 250 kuruş olduğunu unutmayalım.
Caddedenin az yukarısından sanki Garabet’in sesi geliyor gibi, elbette ceviz satıyor, yanımdan geçen ‘53 model yıllı Dodge dolmuş taksi de Antranik Demircioğlu’nun. Az yürüdü mü, sırada Elif Pastahânesi var, Cevdet Sırt orayı ‘63’te açmış, pastaları çok lezizdi de ağabeyimiz galiba biraz sıkıntılıydı, bir iki defa onun müşteriyi azarladığına tanık olmuştum. Bu yüzden de Elif’e daha sonraki yıllarda bir daha adım atmayacaktım.
Karşı sıraya geçiyorum, çünkü Melih Ziya Sezer’in Yeni Moda Eczahânesi oradaydı. Melih Ziya Bey’in dükkânına kapıdan bakmaya bayılıyordum, eczahânenin bütün eşyâsı 20’nci yüzyılın başındandı, bir de eski tip eczahâneydi, raflarda ilaç kutuları öyle fazla değildi, reçeteler taş havanlarda hazırlanıp şişelere konulur ve şişelerin ağızları kırmızı mühür mumu akıtılarak kapatılırdı. Melih Ziya Bey’in eski kalfalarından Panayot Nikolau ise çok iyi bir iğneciymiş, onu ‘80’lerin başında Koço’da Yavuz Görkey’den dinleyecektim. Semtteki açık........
