menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Deniz Gezmiş el-Fetih'e katıldı, Vietkong Dan Bullock'u öldürdü

17 0
10.06.2026

Filizkıran, Ülker Doğumu, Gündönümü ve Kızıl Erik fırtınaları. Yanılmıyorsunuz, artık okulları kapattığımız Haziran ayındayız. Haziran demek, Bostancı’daki Tamara Moteli’nden ve Fenerbahçesi’ndeki Petek Pansiyon’dan “Coppertone”, “Quick Tanning”, “Ambre Solaire” veya “Piz Buin” marka bronzlaştırıcıların kokularının yükselmesi demekti. Bizler de yanımıza diğerlerine nazaran hayli ucuz olan “Hawaiian Tropic” yağımızı, ‘66 ve ‘67 serilerinden birkaç “Teksas” cildini ve Suâdiye Ortaokulu’nun karşısındaki Neşe Pastahânesi’nin nefis acıbadem kurabiyelerinden alıp, Sarhoş Süleyman’ın Çatalçeşme’deki plajına veya Bostancı Mendireği’ne inerdik. Sorunuzu duydum, hayır, daha “Kaptan Swing” çıkmamıştı, ilk “Kaptan Swing” cildi için 21 Temmuz 1969 gününü bekleyeceksiniz. Ama, 16 Haziran’da “Tom Braks” gazete bayilerindeydi, birinci sayısı altmış sekiz sayfa olup, 125 kuruşa satılıyordu.

İstanbul’a taşradan sayfiyeye gelinirdi de, İstanbul’dan taşraya sayfiyeye gidilmesini aklım almazdı. Dünyanın en güzel şehrinin denizi dururken, insanların Ayvalık, Akçay, Erdek, Kumla, Kumburgaz veya Marmaris deliliğini yaşaması hakikaten tuhaftı. Bakın, daha Bodrum isminin telaffuz edilmediği bir yıldayız. Suâdiye’den Ayvalık’taki Hotel Berk’e, Akçay’daki Çınar Motel’e, Erdek’teki Pınar Oteli’ne, Kumla’daki Altay Tatil Köyü’ne ve Marmaris’teki Altınışık’a gidenlere epeyce tanık oldum. Sahi, bir de yazlık satın almak modası vardı. Bu yazlıklar da, genellikle, mahallesi, caddesi, sokağı ve kapı numarası olmayan mahallere kondurulurdu. Örneğin, Kumburgaz’daki Deniz Sitesi’ni bulmak istiyorsanız, Petrol Ofisi’nin karşısında ve Bosfor Turizm’in bitişiğinde arayacaktınız.

Haziranın ilk günlerinde yakınımızdaki yazlıkların değil ama Kadıköyü’ndeki Süreyya Bahçe Sineması’nın tıpkı bir “Sinematek” gibi arasan bulamayacağın filmleri gösterdiğini anımsıyorum, ancak iki film göstermesi benim için büyük meseleydi. Filmler bitince Suâdiye’ye dönmek için belediye otobüsü bulup bulamayacağımı bilmediğimden, 1 Haziran günü orada oynayan “Şen Askerler” ve “Aşk Uyanıyor” filmlerine gidememiştim. Süreyya Bahçe neredeydi demeyin, Kalfaoğlu Sokak’tan girince Süreyya’nın hemen arkasındaydı. Bugün yerinde Süreyyapaşa Katlı Otoparkı var. Orada 9 Haziran’da “Siyah Panter” ve “Karınızı Nasıl Öldürürsünüz”, 16 Haziran’da “Zafer Yolları” ve “Tokyo Macerası”, 22 Haziran’da “Hırçın Mücadele” ve “Karanlık Şehir”, 27 Haziran’da ise “Siyah Gelinlik” ve “Elmas Soyguncuları” oynadı. Süreyya Bahçe’de göremediğim bu filmlerin bazılarını yıllar sonra televizyondan seyrettiğimi de buraya not düşeyim. Aslında yaz sıcaklarında kapalı sinemalarda film seyretmeyi yazlıklarda film seyretmekten daha fazla seviyordum. 2 Haziran’da Atlas’ta “Öldür ve Dua Et”, 3 Haziran’da Konak’ta “Marakeşteki Ajan” vardı, ikisine de koştur koştur gitmiştim. Ama, 23 Haziran’da Atlas’ta gösterilen “Dişler Arasında Bir Dolar” filmini kaçırdığımı anımsıyorum.

8 Haziran’ın gazetelerinden iki fâcia aklımda kaldı. Biri, Terkos Gölü’nde sandalla balık avlamaya çıkan dört yaşındaki İsmail, yedi yaşındaki Mehmet ve on beş yaşındaki İbrahim Yazıcı kardeşlerin boğularak ölmeleriydi. Diğeriyse, dokuz ay kadar önce Türkiye’den Amerika’ya göç eden Havenliyan ailesinin on iki yaşlarındaki kızları Maryam’ı bir sapığın Rochester’da öldürmesiydi. Bir de İstanbul Teknik Üniversitesi’nden deneme yayını yapan televizyonu gençlerin basarak “Televizyon kapitalistlerin eğlencesidir!” sloganlarıyla protesto etmesini hiç unutamadım. Bu artık nasıl sapkın bir kafaysa, protestolarını vandallığa kaydırıp, Alpay’ın, Altan Erbulak’ın ve Ali Esin’in otomobillerinin........

© Karar