menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Düşmanına muhtaç bir kimlik: İslamcılığın çıkmazı

38 0
14.03.2026

Türkiye’de ideolojilerin fedailiğine soyunanların çoğu kendisini, “neye karşı olduğuyla” tanımlar; kendi tezlerinden önce hangi düşmanların tezleriyle mücadele ettiğini anlatmaya koyulur!

Başka fikirlere itiraz etmek, ortaya özgün bir fikir koymaya nispetle çok daha kolaydır.

Bu durumun en trajik yansımalarından biri de İslamcılık düşüncesinde görülür.

Kendi özgün tezlerini üretemeyen İslamcılık, bir “anti-tez” olmanın konforuna sığınır.

Sosyal düzen ve ekonomi hangi prensipler üzerine kurulmalıdır? Bireyin özgürlüğü nerede başlar nerede biter? Yöneticilerin ellerindeki gücü istismar etmelerinin önüne geçmek için ne yapılmalıdır? Bilim ve sanat insanlarının yanı sıra gazetecilere lazım olan hürriyet nasıl temin edilmelidir?

İslamcılara bu tür somut sorular soranlar, tatmin edici cevaplar alamazlar.

Çünkü pek çok İslamcı, aklında şeytan taşlamaktan başka bir şey olmadığı için tavafa fırsat bulamamış, bu tür soruların cevaplarına kafa yormaya gerek bile hissetmemiştir.

Kendi Işığı Olmayan Ay Gibi

Bir ideoloji, eğer sadece “öteki” üzerinden anlam kazanıyorsa, ötekinin yokluğunda tükenmeye mahkûmdur.

Tıpkı ışığını güneşten alan ay gibi; karşısındaki “Batı”, “modernite” veya “sekülerizm” ışığını çektiği an, İslamcılık zifiri karanlıkta kalır.

İslamcılık bir değer, bir etki, bir katkı üretemez, çünkü bir anti-tez olmaktan öte........

© Karar