Başkasının yanlışı, bizimkini temize çıkarmaz
İnsan zihni mukayese yaparak çalışır.
Bir şeyin pahalı mı ucuz mu, iyi mi kötü mü, hızlı mı yavaş mı olduğunu anlamak istediğimizde, onu benzerleriyle kıyaslarız.
Fakat “mukayese” hayatı kolaylaştırsa da, ölçütün yerini aldığında bizi yanıltmaya başlar.
Çünkü iki şey arasındaki farkı görmek, onlardan hangisinin kabul edilebilir olduğunu belirlemeye yetmez.
Mesela hava sıcaklığı dün -30 dereceyken bugün -20 derece olduysa, “hava düne göre biraz ısındı” diyebiliriz. Ama “bu havada yaşanır” diyemeyiz.
Siyasi tercihlerde mukayese, çoğu zaman ölçütün önüne geçer.
Bir siyasetçinin rüşvet aldığını söyleseniz, “sanki ötekiler farklı mı” cevabını duyarsınız.
Oysa başka siyasetçilerin de rüşvet alıyor olması, rüşveti suç olmaktan çıkarmaz ya da bahse konu olanı aklamaz.
Bu savunmanın tanıdık bir biçimi de, eleştiriyi cevaplamak yerine eleştirene hücum etmektir: “Senin desteklediklerin çok mu temiz!”
Çifte standardı ortaya koyuyormuş gibi görünen bu itiraz, çoğu zaman asıl meseleden kaçmaya yarar.
Muarızınız tutarsız olsa bile, yanlış yanlıştır.
Bir başka hata, daha kötü bir örneği göstererek kötüyü “kabul edilebilir” saymaktır.
Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek yani!
Mesela bir ihale usulsüzlüğü ortaya çıktığında şunu derler: “Eskiden çok daha fazlası oluyordu, üstelik kimse hesap bile sormuyordu.”
Bu doğru olsa bile,........
