Mecnun’un gözüyle bakmak: Perspektif ve empatinin gücü
Mesnevi’de anlatılan meşhur bir hikâye vardır.
Padişah, Mecnun’u huzuruna çağırır ve Leyla’yı görmek ister. Leyla’yı huzura çağırırlar. Padişah Leyla’yı görünce hayretler içinde kalır. Bakar ki, kara kuru, sıradan bir kızcağızdır. Padişah Leyla’ya sorar:
- “Mecnun’u aşkıyla deli divane edip dağlara, çöllere düşüren Leyla sen misin? Hayret, senin öyle fevkalade bir güzelliğin yok. Sıradan bir kadından hiçbir farkın görülmüyor. Hal böyle iken nasıl olur da Mecnun senin için deli divane oluyor?”
Leyla hiç tereddüt etmeden cevap verir:
- “Padişahım susunuz. Çünkü siz Mecnun değilsin. Bendeki güzelliği görebilmeniz için sizde Mecnun’un gözlerinin olması lazım ve bana Mecnun’un gözleriyle bakmanız gerekir.”
Bakmak ve görmek
Padişah’la Leyla’nın diyaloğu, insanın hakikatle ilişkisini anlatan güçlü bir metafordur. Çünkü bakmak ile görmek aynı şey değildir. Bakmak fiziksel bir eylemdir; görmek ise insanın zihninden, kalbinden ve geçmişinden süzülerek oluşur. Aynı şeye bakan iki insanın bambaşka gerçeklikler görmesi, nesnenin değişmesinden değil, gözlerin ve gönüllerin farklı olmasından kaynaklanır.
Bugün bunu en net biçimde sosyal medyada yaşıyoruz. Aynı video, aynı cümle, aynı olay… Bir grup için “ahlaksızlık”, diğeri için “özgürlük”; bir kesim için “tehdit”, başkası........
