İran neden değişmeyecek?
Şubat ayında ABD ve İsrail’in ilk hava saldırılarında hayatını kaybeden Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney için düzenlenen cenaze töreni sona ererken, İran’ın güneyinden yükselen bombardıman sesleri törene eşlik ediyordu. Ancak cenaze merasimi de yeniden başlayan hava saldırıları da devletin bir kurumunun işleyişini durdurmadı: darağaçları. Sokak gösterilerinde yeni gözaltına alınan protestocular ile yıllardır cezaevinde tutulan siyasi mahkûmlar hızla idam edilmeye devam ediyor.
ABD ve İsrail’in İran stratejisi, yıpratma savaşı ile ABD Başkanı Donald Trump’ın sert tehditlerinin, ya İran İslam Cumhuriyeti’nin kendi halkına ve dünyaya yönelik tutumunu değiştireceği ya da yeterli sayıda İranlıyı sokaklara dökerek rejimi devireceği varsayımına dayanıyor gibi görünüyor. Ancak şubat ayından bu yana yaşanan gelişmeler, bu değerlendirmenin ne kadar hatalı olduğunu ortaya koydu.
İslam Cumhuriyeti’nin ilk dini lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni, tüm sistemi basit ama acımasız ve tartışmasız bir ilke üzerine inşa etti: Rejime ya da devlet mekanizmasına yönelik her türlü girişim, mümkün olan en sert şekilde cezalandırılmalıdır; hiçbir hoşgörüye yer yoktur. Sistemi korumak için gerekirse yöneticiler, rejimin dayandığı dini ilkeleri dahi çiğneyebilir.
Humeyni, 1979 İran Devrimi’nden önce yıllarca devlet üzerinde din adamlarının vesayetini öngören Velayet-i Fakih doktrinini savundu. Ancak bu anlayışın gerçek kapsamı, kendisi Dini Lider olduktan sonra ortaya çıktı. Ocak 1988’de dönemin Cumhurbaşkanı Ali Hamaney’e gönderdiği mektupta, İslam devletinin çıkarlarının namaz, oruç ve hac gibi İslam’ın “ikincil” hükümlerinden bile üstün olduğunu ilan etti. Böylece doktrin, “Mutlak Velayet-i Fakih” anlayışına dönüştü.
Başka bir ifadeyle, İslam Cumhuriyeti’nin temellerine işlenmiş bu doktrin, sistemi korumak adına halkın tamamen baskı altına alınmasına ve devletin tüm imkânlarının seferber edilmesine izin veriyor. Hangi ayetullah iktidarda olursa olsun ya da çevresinde kimler bulunursa........
