Travmatik öfke nöbetinden akıl galip çıkar mı?
Suriye’de son on yıldır gerçekçi olmayan ancak 2024 Aralık’ında Beşşar Esad’ın devrilmesi ile sürdürülebilirliği imkânsız hale gelen “Rojava Devrimi”nin nihayetlenmesi uzun süredir dizginlenen öfkelerin zembereklerinden boşalmasına sebep oldu.
Kürtler, aslında kendilerine ait olması gerekmeyen, çoğunluk olmadıkları, tarihte ana kitlesini oluşturmadıkları şehirleri kaybettikleri için nedense mağluplar. Çoğunluğu Arap olan coğrafyayı IŞİD ile mücadele sürecinde ABD’nin desteği ile kontrol edip sonra orada ne demokratik ne de çoğulcu olmayan hakimiyetlerini kaybettikleri için “Kürtlere karşı bir savaş verildiği” iddiasındalar.
Öncelikle herhangi bir grubu bu kadar toptancı bir tabirle tanımlamak çok doğru değil. Bu köşede de çok dikkat edilen bir husus. Ancak son üç hafta içerisinde Irak’tan Türkiye’ye, Türkiye’de DEM Parti’den muhafazakâr Kürtlere kadar oluşan genel tepki yaşanan süreci, hala genel kanaati paylaşmayanlar olmakla birlikte, PKK’nın kaybı üzerinden yaşanan tepkinin adresini “Kürtler” olarak tanımlamayı makul hale getiriyor.
Kürt siyasi aklının PKK örgüt reflekslerinin vesayeti altında olmasının hem Kürtler hem Türkler için büyük mahsurları var ama an itibarıyla gelinen nokta farklı bir tartışmaya zemin bırakmıyor. Bu duygusal aklın da uzun süreli olmaması muhtemel. Ya da en azından sağlıklısı, bir noktada PKK’nın kurguladığı “Rojava” devrimi söyleminin ayaklarının yere basması. Yaşanan bu kayıplardan sonra hala yere basması da.
Suriye’de YPG’nin geri çekilmesi PKK’nın bölgedeki tekçi ve baskıcı mantığını daha görünür hale getirdi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan son yaşananları analiz ettiği ve Medysacope’ta yayınlanan yazısında Suriye’nin geleceğine dair haklı bir........
