Türkiye aslında hepsi
Türkiye’nin toplumsal analizi yapılırken, bir ulus olamadığımız, sosyal uzlaşmamızı henüz sağlayamadığımız ön kabulünden hareket edilir. Bu ön kabul aslında yanlış. Sosyal uzlaşmamızı sağlayamadığımıza dair gösterilen örneklerde, söylem bazında kapsayıcı olmayan, ayrıştırıcı yaklaşımlardan bahsedilir. Örneğin Kemalistlerin dindarları dışlaması, dindarların sekülerleri dışlaması, Türkçülerin Kürtleri dışlaması vs. gibi.
Evet söylem bazında Türkiye’de her grup ait olduğu sosyal sınıfının dünya görüşünü standart olarak kabul ediyor ve dile getirdiği dünya görüşünde diğerlerinin önemli bir yeri yok.
Bu veriyle hareket ettiğimizde Türkiye’de toplumsal uzlaşma ve uluslaşmanın henüz gerçekleşmediği tespitin kolayca yapabiliyoruz. Oysa esas kriter bu değil. Esas kriter sosyal yaşamda karşı karşıya ya da bir araya gelen farklı toplumsal grupların bir çatışma olmadan birlikte yaşaması. Hatta toplumun tümünü ilgilendiren kader anlarında gösterilen kollektif tavır da toplumsal uzlaşmanın kalitesi hakkında fikir verebilir. Bunun için sadece 6 Şubat’ta gösterilen kolektif dayanışma tek başına bir örnek olabilir. Bu dayanışmanın gerçek hikayesini günün birinde umarım birileri yazar.
Daha mikro örnek verecek olursak, farklı siyasi, etnik ve dini aidiyetleri dolayısıyla kimse birbirinin düğününe ya da cenazesine gitmemezlik etmiyor. İş dünyasında ve günlük yaşamda hizmet alır ya da verirken de kriter olarak farklılıklar değil, toplumun tümü için........
