Yarın 20 Temmuz…
Yani Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin 52’nci yıldönümü. Ama bazılarının zannettiği gibi Kıbrıs sorununun başlangıç tarihi değil. Bizim açımızdan 1950’li yıllara, Yunanistan için çok daha eskilere gidiyor, imparatorluk Türkiye’sinden koptuğu günlere, hatta ondan öncesine dayanıyor. Kabaca 1820’lerden bu yana adanın Rum Ortodoks ahalisi Yunanistan ile birleşmek istiyor.
1878’de Ruslar Yeşilköy’e kadar gelince İngiltere’den destek bekleyen Bab-ı Ali, Kıbrıs’ın yönetimini İngiltere’ye bıraktığında da bu taleplerin ardı arkası kesilmiyor. Konunun uzmanları 1907’den başlayarak değişik düzeylerde daha da çok dillendirilen görüşlerin bugünkülerden çok farklı olmadığına, Müslüman azınlığın Helenik çoğunluğun kendi kaderini belirleme hakkına engel olmaması gerektiğinin o zamanlar da vurgulandığına işaret ediyor.
Kaldı ki “çoğunluk” İngiliz yönetimine karşı sadece yazmakla, talep etmekle kalmıyor muhtelif vesilelerle ayaklanıyor, zaman içinde kiliselerinde Enosis’i halk oyuna sunuyor, sonrasında da silahlanıp EOAK adını verdiği örgütü vasıtasıyla “direniyor”. Soğuk Savaş’ın ağırlığını en çok hissettirdiği, Yunanistan’ın İngiltere’ye en çok ihtiyaç duyduğu zamanda dahi sorunu BM platformuna taşımaktan imtina etmiyor.
Derken devreye, bir ölçüde İngiltere’nin teşviki, bence en çok da içeride oluşan tepkiler nedeniyle Türkiye giriyor. Başlangıçta ada birine verilecekse bize verilmeli deniyor, Aralık 1956’da itibaren de Taksim tezi işleniyor. 1959’da İngiltere ve Türkiye’yi tatmin eden ancak adanın Rum ahalisiyle Yunanistan’ın milliyetçilerini mutsuz eden 1960 ortaklık cumhuriyetinin temelleri atılıyor.
Daha ilk günden önde gelen Rumlar, daha doğrusu Cumhurbaşkanı Makarios bunun geçici bir çözüm olduğunu söylemeye başlıyor. Çok geçmeden de Zürih ve........
