menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Devalüasyon çare değil çare…”

20 0
30.06.2026

Türkiye’de devalüasyon önce ihracatçıları rahatlatıyor fakat daha sonra alınan “istikrar tedbirleri”yle oluşan revalüasyon (TL’nin aşırı değerlenmesi) ihracatçıları sıkıntıya sokuyor.

Revalüasyon ihracatçıların gücünü adım adım tüketir.

TL’nin devalüasyon ve revalüasyon ile olan maçları, bambaşka iki devrede oynanıyor.

Değerli TL firmalarda önce finansal sorunlar oluşturur.

Zamanla, bütün firma yetkilileri, ihracatı geliştirme işini bırakır ve finansal sorunları çözmeye odaklanır.

Böylece geri dönüşsüz bir tükeniş süreci başlar.

Süreç başlarında durumu kavrayabilen akıllı ihracatçılar hızla ithalatçıya dönüşürken, işlerine duygusal bağlarla bağlı olanlar, iflas masasında ihtisas yapmaya başlarlar.

Ben kararlı, planlı ve sabırlı ve ne yapacağını bilen bir iktidarın kangrenleşmiş bir yaraya (değerlenmiş TL’ye) devalüasyon neşteri atmasını gözardı etmiyorum.

İhracatçıların gelirleri ve umutlarının artığı; ithalatçıların fahiş kârlarının azaldığı dengeli bir gelecek için bir devalüasyon şartsa…

İHRACAT KARŞITI DÖNGÜLER VE TEŞVİKLER

Uygulanan ekonomik istikrar programı, umudunu, yüksek faizlerin cazibesiyle yurtdışından gelecek döviz akımlarına bağlamış; bir bakıma sorunları döviz kazanarak değil, borçlanarak çözmeyi umuyor.

Çıktısı: “ithalat dostu/ihracat karşıtı döngüler”in tetiklenmesi.

Yine de ihracatçıların hemen yok olmaması için geliştirilmiş çok sayıda ihracat teşvik tedbirleri var.

Bu “ihracat teşvikleri listesi”*** sektörü yakından takip etmeyenlere çok fazla ve göz kamaştırıcı gelebilir.

Doğrusu bu teşviklerin çoğu ve fazlası yıllardır uygulanıyor dolayısıyla bu teşviklerin getirisi mevcut ihracat fiyatlarına yedirilmiş olabilir.

Devlet ve bürokrasiye göre teşvik adına “yapılabilecek her şey yapılmıştır.”

Aslında, yapılabilecek her şeyin yapıldığı inancı, özde, tıkanmanın ve çaresizliğin itirafıdır.

Peki yapılabilecek her şey yapıldığı halde ihracatçıları ayakta tutmak mümkün olamıyorsa; bir sonraki süreç “palyatif bakım” süreci midir; yani adım adım ölüme terk etmek midir?

Kurumsallaşmış (öğrenilmiş, içselleştirilmiş ve teamül haline gelmiş) çaresizlik ruhu yakamızı bir türlü bırakmıyor.

Biliyoruz ki dünyada sadece Türkiye teşvik vermiyor.

Çin, bazen bir ürünü uluslararası pazarlarda tutundurmak için yıllar boyunca %’e varan doğrudan ve dolaylı “hibe niteliğinde teşvikler” verebiliyor.

Bir Türk İhracatçısının gözünde Çinli firmaların aldığı ilk beş yılı ödemesiz 15 yıl vadeli ve yıllık %2 faizli kredi kadar değerli bir teşvik yoktur.

Soru: İhracat teşviklerinin ıslah edilmesi hatta artırılması bile çare değilse, çare nedir?

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO): ‘ihracat pazarları iklim endeksi’ son 12 aydır eşik değer olan 50’nin üzerinde seyrediyor yani “dış pazarların yapısında bir........

© Karar