menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsan uygarlığı geri mi gidiyor?

29 14
28.03.2025

Yukarıdaki fotoğrafa iyi bakın. Ön planda görülen kadının adı Kristi Noem. Amerika’nın İç Güvenlik Bakanı.

Önünde poz verdiği kafası kazınmış yarı çıplak insanlar, Amerika’nın sınır dışı ettiği ve “terörist” dediği Latin Amerika, daha çok da Venezuela kökenli göçmenler.

Noem bu pozu, o göçmenlerin hapsedildiği El Salvador’daki kötü ününü bizim Türkiye’den bile bildiğimiz cezaevinde vermiş.

İnsanlık için bir yeni dip noktası bu fotoğraf.

Nedenine nasılına ve fotoğrafın ülkemizle ilgisine geleceğim.

Önce kısa bir ukalalık yapayım ama izin verin.

İnsan dediğimiz canlı evet yüzbinlerce yıldır, hatta belki milyon yılı aşkın süredir dünya üzerinde var ama bizim “modern insan” dediğimiz canlı Göbeklitepe’yi başlangıç alsak, 12-13 bin yıldır var.

Hazreti Musa’yı başlangıç alsak 3 bin yıldır, Hazreti İsa’yı başlangıç alsak 2 bin yıldır, Hazreti Muhammed’i başlangıç alsak 1400 yıldır var.

Galileo’yu başlangıç alsak 400 küsür yıldır, Newton’u başlangıç alsak 300 küsür yıldır, Albert Einstein’ı başlangıç alsak 110 yıldır var.

Biz insanlık tarihini hep “ileriye” yani daha iyiye ve güzele doğru giden doğru bir çizgi olarak görme eğilimindeyiz ama bu kısacak tarihte bile çok sayıda geri gönüşleri sil baştan başlangıçlar var.

Bu macerayı geçen yıl yayınladığım İnsan Uygarlığının Kısa Tarihi adlı kitabımda da yazmıştım; burada kitaptan bir örneği tekrar edeyim:

Roma İmparatorluğu, bilimde, mühendislikte, insan ilişkilerinde, hukukta, sosyal hayatta büyük bir “ilerleme”yi temsil ediyordu.

Ama milattan sonra 500 yılı civarında yıkıldığında temsil ettiği uygarlık seviyesi neredeyse buhar oldu ve uçtu, ancak bundan 1000 yıl sonra o uygarlık azar azar geri gelmeye başladı.

Örneğin Romalılar, 60 metre, 80 metre uzunluğunda dev ahşap gemiler yapıyor, ticaretlerini bunlarla sürdürüyordu. İnsanlığın yeniden 60-80 metrelik ahşap gemi yapabilmesi için aradan yüzlerce yıl geçmesi gerekti. O mühendislik bilgisi buhar olup uçmuş gitmişti.

Ortaçağ karanlığı dediğimiz dönem din devletinin yarattığı karanlıktır. Bu karanlıktan ‘Rönesans’ hareketiyle çıkılmaya başlandığını hepimiz biliriz de rönesansın ne olduğunu çok düşünmeyiz.

Rönesans, Batı Avrupa’nın bir kez daha insanı, duyguları, arzuları, hırsları, zaafları ve üstünlükleriyle bireyi keşfetmesidir.

O keşif neredeyse kendiliğinden oldu. Din devleti baskısı, bireyi bir kollektifin parçası yapıyordu, oradan çıkmak için o dönemin insanları gidip eski Yunan tragedyalarına, insanların hikayelerinin anlatıldığı şiirlere döndüler, ressamlar Hazreti İsa’yı bile duyguları olan bir insan olarak resmetmeye başladılar.

İnsanın ve bireyin keşfidir, insanlığı birkaç yüzyıl içinde Aydınlanma Devrimi adı verilen büyük düşünce devrimine getiren.

Adına ‘Aydınlanma Devrimi’ denen şey pek çok şeydir aslında ama bunlar içinde bir tanesi, bu yazının da konusunu oluşturduğu için öne çıkar. O da insan hakları kavramıdır.

İnsanın insan olarak doğmaktan kaynaklanan temel haklara sahip olması, din devletinden kopuşta çok önemli bir fikri sıçramayı temsil ediyordu ve tuhaf biçimde kaynağını da aslında ta Roma İmparatorluğu döneminde........

© Karar