Herkesin bildiği
Şunu yazayım… Ama onu herkes biliyor. Yok, bunu yazayım. İyi de onu da herkes biliyor. Ekran bana, ben ekrana bakıyorum. Bütün yazılması gerekenleri herkes zaten biliyor. Üstelik bunları herkesin bildiğini de herkes biliyor.
Herkesin Bildiğini Herkes Bildiğinde. Bu, Steven Pinker’in son kitabının adı. Henüz Türkçesi yok. Haklarını hangi yayınevi aldıysa başlığı dilediği gibi çevirecektir. Kitap mantık oyunu gibi başlıyor ama okudukça daha derinlere, iletişim, siyaset ve sosyoloji konularına dalıyorsunuz. Karar’ın her yıl tekrarladığı “Bu yılın en önemli kitapları” jürilerinden, sosyal bilimler jürisinde Pinker’in bu eserinden kısaca bahsetmiştim.
Bir şeyi siz bilebilirsiniz. O şeyi pek çok insan da bilebilir. Hatta herkes bilebilir. Ama oyunu değiştiren, bu üç bilme düzeyi değil. Oyunu değiştiren, dördüncü bir bilme seviyesi; başlıktaki hâl: O şeyi herkesin bildiğini herkesin bilmesi!
Herkesin bilmesi… Pinker derdini, hepimizin bildiği bir fıkra ile anlatıyor. “Kral çıplak!” hikâyesi. Millî eğitim çok değişti. Kim bilir, artık okulda öğretmiyorlardır belki. Kısaca özetleyeyim. Kral, terzilerine; kendisine çok ince, çok zarif, itibarını göklere çıkartacak bir kıyafet dikmelerini emreder. Bir süre sonra “Hazır mı?” sorusuna, baş terzi, “Hazır efendimiz.” cevabını verir ve dilediği an kıyafeti sunacaklarını bildirir. Kral getirmelerini söyler. Bir terzi ordusu makama gelir, el etek öptükten sonra, o çok ince, inceliğinden gözle görülmeyen kıyafeti krala itinayla giydirirler. Baştan da ilân ederler: Bu kumaş o kadar hafif, asil ve incedir ki birçok insan onu göremez bile. Hangi terzinin aklı ise… Terziler soyma ve giydirme hareketleri yaparlar. Aslında........
