Hem atar hem de tutabilir misin?
İnsanları anlamak için ilk başvurduğumuz yol, kendimizi onların yerine koymak… Öyle değil mi? Hani “Kişiyi nasıl bilirsin?” diye sorup hemen cevabını da veririz ya, “Kendim gibi.” diye. Bunlar tekrarlana tekrarlana anlamları aşınıp yumuşamış hakikatler. Aslında insanın doğma davranışını anlatıyor. Kişiyi kendimiz gibi bilemezsek işimiz zordur. Kişiyi kolay kolay anlayamayacağız demektir.
Birini anlamak için kendimizi onun yerine koymaya, “empati” deniyor. Onun düşündüğü gibi düşünmeye, onun hissettiği gibi hissetmeye çalışmak. Ancak bunu becerebilirsek onun ne yaptığını, yaptığını niçin yaptığını anlayabiliriz. Bundan sonra ne yapacağını da ancak bu yolla tahmin edebiliriz.
Bunları aklımdan geçirmemin sebebi ortalıkta patlayıveren Rasim Ozan Kütahyalı hadisesi. Şimdi ben maalesef, kendimi bu zatın yerine koyamıyorum. Sempati duymamam tabii de empati de duyamıyorum. Ama ROK, maalesef bir istisna, olağanüstü bir kişi ve durum değil. Bir kısmı çok başarılı ve zengin, bir kısmı pek de başarılı olmayan birçok ROK kaynıyor ülkemiz. Rok ‘n roll hâlindeyiz, deyim yerindeyse.
Başka anlayamadıklarım, kendimi yerlerine koyamadıklarım? Grup toplantısında bir yerden işaret almış gibi yerinden fırlayıp ma-grup alkış tutan grup mensuplarını da anlamıyorum. Daha doğrusu kendimi onların yerine koyamıyorum. Bir konuda TBMM Genel Kurulu’nda oy kullanılacaksa, konuyu hiç görüşmeden, hiç tartışmadan, gelen talimata göre parmak kaldıranların yerine de koyamıyorum........
