menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müslümanlar niye geri kaldı?

72 0
20.06.2026

Biz niye bu haldeyiz sorusunu aşağı yukarı iki asırdır kendi kendimize soruyoruz ve -galiba daha önemlisi- bu soruya cevap arıyoruz. Daha dört yüzyıl önce üç kıtaya hükmederken son üç yüzyıl içinde giderek zayıflayıp sonunda dağılan Osmanlı devletinin varisi olmamız hasebiyle seçkinlerimiz “Nerede yanlış yaptık” diye soruyorlar o günden beri.

Daha geniş çerçevede ise, vaktiyle tarihin en parlak medeniyet hamlelerinden birine imza atmış olan Müslüman toplumların belirli bir tarihten itibaren giderek her alanda zayıflayıp en sonunda Batı dünyasının ekonomik ve askeri üstünlüğüne boyun eğmiş olmasının sebepleri her daim tartışılıyor.

Yalnızca biz değil, Batılı düşünürler de “Batı neden ilerledi, Doğu -daha doğrusu dünyanın geri kalanı- neden geri kaldı?” sorusunda düğümlenen problematik çerçevesinde muhtelif tezler üretiyorlar. Onların cevabını aradıkları asıl soru ise şu: Hem fizikî hem de entelektüel bakımdan benzer ve hatta eşit şartlarda ve donanımda olan insan topluluklarının medenî gelişmelerindeki eşitsizliklerin altında ne yatıyor?

15 yıl kadar oldu, “Biz geri kalmadık, Batı ileri gitti” diye bir yazı yayımlamıştım, çok tepki geldi o yazıya. Oysa bizim Batı ile rekabet edemez hale gelmemizin sebebi medeniyet yarışında yavaşlamamızdan ziyade, tarihin bir döneminde Batı’daki sosyal ve ekonomik gelişmenin orantısız şekilde hızlanmış olmasıydı. Bunun karşısında bizim hızımız kesilmese de sonuç değişmeyecekti.

Dolayısıyla “Onlar nasıl yaptı da biz yapamadık” sorusunun cevabı bizim yavaşlamamız, duraklamamız veya geri gitmemiz değil, Batıda yaşanan olağan dışı, benzersiz ve devrim boyutunda büyük bir tarihî kırılmadır. Bu kırılmanın sonraki asırlarda meydana gelen sonuçları yalnızca Türkleri veya Müslümanları değil, bütün dünyayı yarış dışında bıraktı.

Şu unutulmamalı: Bugünkü “Batı Medeniyeti” esas itibarıyla tarihin bir döneminde (11–13. yüzyıllarda) Avrupa kıtasının belirli bölgelerinde (Kuzey İtalya, Hansa ve Flandre şehirleri) ortaya çıkmış olan burjuva sınıfının eseri. Burjuvaziden toplumsal bir sınıf diye bahsediyoruz ama aslında bu insanlar taşıdıkları zihniyet, düşünme ve davranış tarzlarındaki özgünlük itibarıyla adeta homo sapiens’ten ayrılarak gelişmiş yeni bir insan türü gibiydiler.

Öncelikle kapitalist ekonominin mimarıydı burjuvazi. Bu yeni üretim modeli sayesinde en başta Batı Avrupa ülkelerinde ekonomik verimlilik artmış, burjuva zihniyetinin yol açmasıyla doğa bilimleri alanında gerçekleşen ilerlemeler sonucunda sanayi devrimi yapılmış ve bunlar sayesinde gelişen askeri güçleriyle söz konusu ülkeler sömürgeleştirdiği ülkelerin kaynaklarına el koymuş ve sonraki aşamalarını herkesin bildiği küresel hikâye bugüne kadar devam edip gelmiş bulunuyor.

Bu noktaya birazdan tekrar dönmek üzere “Bugün biz niye bu haldeyiz” sorusunu bir kez daha soran ve bulduğu cevapları bizimle paylaşan bir esere değinmek istiyorum… Bu alandaki zengin literatüre canlı bir katkı getiren Prof. Ahmet T. Kuru’nun yakınlarda dilimize çevrilen eseri (İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık) iyi çalışılmış, iyi hazırlanmış, iyi yazılmış bir kitap. Etraflı, detaylı, zengin içeriği itibarıyla okuyanları yeni bilgilerle, yeni bakış açılarıyla tanıştıracağı muhakkak. Ancak yazarın bakış açısı, temel tezleri ve bunları temellendirme araçları eleştiri süzgecinden geçirilmek durumunda.

Kitabın genelinden çıkardığımız kadarıyla, yazara göre, İslam dünyasının günümüzdeki başlıca problemleri ekonomik geri kalmışlık, entelektüel durgunluk, baskıcı yönetim geleneği, cinsiyet eşitsizliği ve bilhassa dini hoşgörü eksikliğidir.

İtiraz edilemeyecek tespitler bunlar… Ancak bu problemlerin kök sebeplerinin belirlenmesine gelince, orada tam bir mutabakat oluşturmak kolay değil.

Yazara göre, özetle, söz konusu problemlere yol açan temel sebep İslam dünyasında belirli bir tarihten itibaren din-devlet ayrımının ortadan kalkmış olmasıdır. Aslında İslam’ın özünde yer almayan bu “din-devlet birliği” sisteminin günümüzde de devam etmekte oluşu, problemlerimizin çözümünü engellemektedir. Diğer yandan, “İslam’ı din-devlet ayrımına doğası gereği karşı bir din olarak görme yanılgısı”, (yani laik yönetimle bağdaşmayacağının düşünülmesi) problemin kaynağını görmeyi zorlaştırmaktadır… İslam tarihinde din-devlet birliği modeli ilk kez 11. yüzyılda tesis edilen ulema-devlet ittifakı sonucunda hayata geçirilmiştir. Sünni ulemanın büyük kısmı bu tarihten itibaren devlete bağımlı hale gelmiştir... Diğer yandan, ulema-devlet ittifakı filozofları yok edip........

© Karar