Dindarların ‘ahlak’ problemi
Bugünlerde ülkemizde “bir dini olanın ayrıca ahlaka ihtiyaç duymaması” diye tanımlanan problem tartışılırken, İslam’ın öngördüğü ahlak ilkelerini veya İslam geleneğindeki ahlak anlayışını yeniden değerlendirmekte fayda olmalı.
Bu noktada ise öncelikle “din ile ahlak” ilişkisini “dindar ile ahlak” ilişkisinden ayrı ele almak gerektiğini düşünmeliyiz. İlaveten, bahsedilen problem yalnızca bugünün konusu değil… Daha açık ifade etmek gerekirse, çokça söylendiği üzere, “muhafazakâr” AK Parti iktidarının son dönemde tek başına ürettiği bir dejenerasyon değil bu.
Aşağıdaki satırlar bundan 60 yıl önce mütedeyyin bir aydının dindar kesimlerde gözlemlediği ahlaki düşüklük karşısındaki samimi isyanını dile getiriyordu: “… Ahlaksızlığın ummanı olan bu Şark’ı yaşadıkça tanıyorum. Burada insanı fenerle arayanlar yanılmamışlar. ‘Müslümanız diyen insan yığını’ yok mu? Onlar Şark’ın en aşağı tabakasını teşkil ediyor. Müslümanlık, yaşanan şekliyle Müslümanlık Şark’ı bitirmiş. Buraya artık ne ilim girer ne ahlak ne de Allah uzanır bunlara…”
“İsyan Ahlakı” müellifi Nurettin Topçu 1965’te Orhan Okay’a yazdığı mektupta “Başlatmaya çalıştığımız fikir çığırı, çığırtkanların eline geçti. Ona İslâm maskesi taktılar. Kapı kapı dolaştırıp dünyalık, şöhret goygoyculuğu yapıyorlar” diyordu ayrıca. (Orhan Okay, “Anadolu'dan Hatıralarla Nurettin Topçu’nun Mektupları”, Dergâh Yayınları, 2025)
Ahlak esas itibarıyla çıkara ve zorunluluğa dayanmayan, akla ve vicdana uygun olduğu için tercih edilen yoldur. Hukuk kurallarından da dini vecibelerden de ayrı bir ahlak alanı vardır.
Bu durumda yasalara uymak ve dinin emirlerini yerine getirmek ahlaki bir yaşayış için yeterli değil mi yani? Dini yalnızca ibadetle ilgili kurallardan ve toplum düzenini sağlamaya yönelik sınırlamalardan ibaret görüyorsak yeterli değil. Çünkü dinin ahlak boyutu da var. Yani doğrudan vicdanlara seslenen, insanlara kişisel hayatlarında da adil olmayı, merhametli olmayı, kul hakkına riayeti vs. öğütleyen tarafı…
Bugünkü problem dinin bu boyutunun birtakım şekil kurallarının gölgesinde kalmış olması galiba. İşte bu yüzden “din ile ahlak” ilişkisini “dindar ile ahlak” ilişkisinden ayrı ele almak gerektiğini söylüyoruz.
Prof. Mustafa Çağrıcı “İslam ahlak felsefesi” alanının günümüzdeki en yetkin uzmanıdır. Geçtiğimiz günlerde yayımladığı “Kuran’ın Ahlak Çağrısı” başlıklı eseri, bir yandan “İslam’ın öngördüğü ahlak ilkelerinin veya İslam geleneğindeki ahlak anlayışının mahiyetini”, diğer yandan “din ile ahlak” ilişkisi ile “dindar ile ahlak” ilişkisi arasında ayrımı kavrayabilmek yolunda eşsiz bir rehber.
Öte yandan, “Bir dini olanın ayrıca ahlaka ihtiyaç duymaması” probleminin kaynağını da gösteriyor bize Çağrıcı Hoca’nın kitabı.
Her ne kadar İslam bizzat Hz. Peygamber tarafından esas itibarıyla bir ahlak nizamı olarak tarif edilmiş olsa da bilahare ahlak kavramının iyi huy ve nazik davranış gibi anlamlarda olumlu kişisel özellikler........
